Turancılık, yani bütün Türkleri tek devlet hâlinde birleştirme ülküsü, Hüseyin Nihal Atsız'ın Türkçülük anlayışının iki temel direğinden biridir; öteki ırkçılıktır. Atsız bu ülküyü 1944 savunmasından ölümüne kadar hiç değiştirmeden savundu ve "macera", "hayal" ya da "emperyalizm" diye eleştirenlere tek tek cevap verdi. Bu sayfada Atsız'ın Turancılık ve Türk birliği üzerine yazıları bir araya getirilmiştir.
1944 savunması
Atsız'ın Turancılık hakkındaki ilk toplu ifadelerinden biri, Irkçılık-Turancılık Davası'ndaki savunmasının "Turancılık" başlıklı bölümüdür. Atsız orada Ziya Gökalp'in ve Mehmet Emin'in şiirleriyle yetiştiklerini anlattı, Hatay'ın ilhakını ve Millî Misak'ı örnek göstererek dış Türklerle ilgilenmenin suç olamayacağını savundu: “Dünyanın hiçbir yerinde kendi devletini büyütmek isteyenlere “vatan haini” denmemiştir.” Savunmasının sonuç bölümünde de tavrını şöyle özetledi: “Irkçı ve Turancı olduğum için mahkûm olursam bu mahkûmluk hayatımın en büyük şerefini teşkil edecektir.” (Sorgu ve Savunması)
Orkun yılları: tanım ve sınırlar
Beraatten sonra Orkun'daki yazılarında Atsız, Turancılığın ne olduğunu ve ne olmadığını tarif etti. 1951'de Turancılığı ve ırkçılığı "fitne" sayan şair Faruk Nafiz'e verdiği cevapta tanımı kısaca koydu: “Turancılık da bugünkü siyasî sınırlar dışında kalan Türklerin bizimle birleşmesi arzusudur.” (Fâruk Nâfiz’e Bir İhtar, Orkun, 1951). 1952'de derginin kapanışını duyurduğu Veda yazısında ülkünün sınırlarını çizdi: “Turancılık, bizimle akraba olan milletleri yani Moğol, Mançu ve Koralıları, hatta Finlerle Macarları da birleştirmek ülküsü değildir.” Aynı yazıda Turancılığın değişmezliğini bir benzetmeyle anlattı: “Irkçılıkla Turancılık, Türkçülüğün hava ve gıdasıdır.” (Veda, Orkun, 1952).
Orkun'un ikinci döneminde de konu sürdü. 1962'deki Ziyâ Gökalp yazısında Gökalp'in Turan ülküsünü anlatırken şöyle yazdı: “Turan ülküsü, Turanlı kavimlerin birleşmesiyle meydana gelecek bir kavimler karışımı değil, sadece Türklerin birliğidir.” (Ziyâ Gökalp, Orkun, 1962). 1963'te Turancıları "Don Kişot" diye niteleyen Nurettin Topçu'ya uzun bir cevap yazdı: “Turancılık Don Kişotluk değildir.” Ancak gerçekçi bir not da düştü: “Turancılığın gerçekleşmesi için şartlar hazır değildir.” (Bir Felsefe Öğretmeninin Yanlışları, Orkun, 1963).
Ötüken yılları: "Turancıyız, ne olacak?"
Ötüken'de Atsız'ın dili daha da keskinleşti. 1966'da Ulus gazetesinde Ötüken'i "ırkçı ve Turancı" diye hedef alan bir yazıya şu başlıkla cevap verdi: Turancıyız, Ne Olacak? Yazıda kurtarılmasını istediği ülkeleri tek tek saydı ve şöyle bitirdi: “Bunu istememek, bunu çelmelemek için Türk’ten başka bir şey olmak lâzım.” (Turancıyız, Ne Olacak?, Ötüken, 1966).
1968'de şair Orhan Seyfi Orhon'un Turancılığı bir romantizm ve emperyalizm diye nitelemesine itiraz etti; soydaşları kurtarma isteğini başka bir adla tanımladı: “Bunun adı emperyalizm değildir, irredantizmdir ki makbul bir davranıştır.” (Turancılık, Romantik Bir Hayâl Değildir, Ötüken, 1968). Aynı yıl, bir broşüründe Turancılığı "şuursuzluk ve hainlik" diye niteleyen dostu Korgeneral Faruk Güventürk'e açık bir mektupla seslendi: “Benim Turancılıktan başka ülküm olmadığına göre ülküdaşım olan herkesin de Turancı olması gerekmez miydi?” (Turancılık ve Fâruk Güventürk, 1968). 1969'da ise Turancılığı Türkiye'nin kalkınmasından sonraya bırakmak isteyenlere karşı çıktı: “Millî ülkü Turancılıktır.” (Amerikalılar Aya Giderken, Ötüken, 1969).
Atsız'ın bu konudaki son toplu yazısı, 1973'te Ötüken'de yayımlanan Turancılık makalesidir. Atsız burada Turancılığın Enver Paşa'nın Kafkas cephesindeki başarısızlığı yüzünden "macera" sayılmasını reddetti (bkz. Atsız ve Enver Paşa), kültür birliğinin siyasî birlikten önce gelemeyeceğini savundu: “Sosyal bir kanundur ki kültür birliği ancak siyasi birlik sonunda doğar.” Yazının sonu, Atsız'ın Turancılık karşıtlarına en sert sözlerinden biridir: “Turancılık ülküsü gibi milleti hızlandırıcı, ahlâka ve erdeme dayalı kutlu bir ülküyü yermek için ya damarlarındaki kanı yabancı hissetmek, ya komünist yani vatan haini, yahut da millî tarihi Malazgird’den başlatacak kadar cahil ve budala olmak lâzımdır.” (Turancılık, Ötüken, 1973).