Dr. Rıza Nur (1879–1942), Hüseyin Nihal Atsız'ın en çok değer verdiği Türkçülerden biridir. Hekim, Sinop mebusu, Ankara hükümetinin ilk Maarif Vekili ve Lozan Konferansı'nda ikinci murahhas olan Rıza Nur hakkında Atsız, 1940'lardan ölümüne kadar makaleler ve mektuplar yazmış; onu hem bir devlet adamı hem de Türkçülüğün öncülerinden biri olarak tanıtmıştır.
Tanışma ve Rıza Nur'un ölümü
Atsız'ın Rızâ Nûr yazısında anlattığına göre Rıza Nur, 1926'dan 1938'e kadar Paris ve İskenderiye'de yaşadıktan sonra 1938'de Türkiye'ye döndü ve son yıllarında Tanrıdağ dergisini çıkardı; Atsız da biyografisine göre bu dergide yazan kalemler arasındaydı. Mete Hazarlı'nın sitedeki yazısına göre ikisi önce mektupla tanışmış, Rıza Nur'un dönüşünden sonra aralarındaki yakınlık artmıştır (Atatürk'ten Atsız'a Türkçülük ve Siyaset). Atsız aynı yazıda Rıza Nur'un Eylül 1942'deki ölümünü ve sade cenaze törenini anlatır. 1943 tarihli bir mektubunda Rıza Nur'un hatıralarının henüz yayımlanmadığını ve Avrupa'da bulunduğunu yazar (Arif Türkdoğan'a (2)). 1946'daki bir başka mektubunda ise 1944 davası sırasında evi arandığında Rıza Nur üzerine hazırladığı çalışmanın da evrakıyla birlikte polis tarafından alındığını belirtir (Arif Türkdoğan'a (7)).
Orkun yazıları ve sonraki değerlendirmeler
Atsız, Rıza Nur'un ölüm yıl dönümüne denk gelen Eylül 1951'de Orkun dergisinde ona birkaç yazı ayırdı. Rızâ Nûr'un Hayâtı başlıklı uzun yazıda Rıza Nur'un Sinop'taki ailesini, Askerî Tıbbiye yıllarını ve Gülhane'deki asistanlığını ayrıntılı olarak anlattı. Büyük Türkçü Rızâ Nûr yazısı ise şu cümleyle başlar: “Doktor, siyaset ve devlet adamı, tarihçi ve Türkçü olarak Türk tarihinde ileri bir yeri olan Rıza Nur’un en kuvvetli cephesi Türkçülüğüdür.” (Büyük Türkçü Rızâ Nûr, Orkun, 1951) Atsız aynı yazıda Rıza Nur'un Türk tarihi üzerine yazdıklarından etkilenenlerden biri olduğunu söyler.
Atsız, Rıza Nur'u överken eserlerine eleştirel de bakmıştır. Mayıs 1951'de Orkun'da yayımlanan Türk Destanını Nazma Çekmek Teşebbüsleri yazısında Rıza Nur'un 1937–1939 yıllarında yazdığı manzum destanı bütün olarak zayıf bulur, fakat amacını önemser: “Eserin asıl değerli tarafı yazılmasındaki gayedir.” (Türk Destanını Nazma Çekmek Teşebbüsleri, Orkun, 1951) 1962'de yazdığı Rızâ Nûr'un Türkçülüğe En Büyük Hizmeti yazısında da Rıza Nur'un Türk tarihi çalışmasını, ilmî eksiklerine rağmen Türkçülük ve Turancılık fikrini geniş bir aydın kesimine yayan bir hizmet olarak değerlendirir: “Bu tarih ilmî bir eser değildir. Zaten böyle bir gayesi de yoktur.” (Rızâ Nûr'un Türkçülüğe En Büyük Hizmeti, 1962)
Aynı yıl Orkun'da yayımlanan 3 Mayıs 1944 (1) yazısında Rıza Nur'u Ali Suavi, Süleyman Paşa ve Ziya Gökalp ile birlikte Türkçülüğün öncüleri arasında sayar. Atsız'ın Rıza Nur hakkındaki son sözlerinden biri, ölümünden iki hafta önce, Kasım 1975'te yazdığı bir mektuptadır: “Tarihi kronolojik bakımdan sistemsizdir. Fakat büyük bir millî hizmet yapmıştır.” (Mirat Özçamlı'ya (3), 1975)