Din, Hüseyin Nihal Atsız'ın yazılarında çoğunlukla millet ve milliyet fikriyle ilişkisi üzerinden ele alınır. Atsız, İslâm'ı Türklerin tarihî dini olarak kabul etmekle birlikte dinin siyasetin ve millî kimliğin önüne geçirilmesine karşı çıktı; "ümmetçilik", "dincilik" ve "yobazlık" diye adlandırdığı akımları Türkçülüğün karşısında gördü. Bu sayfada Atsız'ın din, İslâm, Nurculuk, ümmetçilik ve yobazlık üzerine yazıları bir araya getirilmiştir.
İlk yazılar ve Orkun dönemi
Atsız Mecmua'daki Aynı Târihî Yanlışlığa Düşüyoruz (1932) yazısında Atsız, Türklerin geçmişte medeniyet değiştirirken dinle birlikte millî kültürlerini de tehlikeye attıklarını, Batı medeniyetine girilirken aynı yanlışın tekrarlanabileceğini savundu. 1952'de Orkun'un kapanışını duyuran Veda yazısında Türkçülüğün ana ilkelerini sıralarken Müslümanlığı on asırdır Türklerin "millî dini" olarak tanımladı, ama bir sınır da çizdi: “Bununla beraber Türk olmak için mutlaka Müslüman olmaya lüzum yoktur.” (Veda, Orkun, 1952). Atsız aynı yazıda Hıristiyan, Şamanî ve Musevî Türkleri din farkı yüzünden Türklükten çıkarmaya kimsenin hakkı olmadığını, Sünnîlik-Şiîlik ayrılığının da artık bir ikilik doğuramayacağını yazdı.
Ötüken yazıları: ümmetçilik, Nurculuk ve yobazlık
1964'te Ötüken'in ilk sayılarında yayımlanan iki yazı, Atsız'ın bu konudaki en ayrıntılı metinleridir. İslâm Birliği Kuruntusu yazısında dinin bir vicdan meselesi olduğunu belirtti: “Bugünün medeni insanı için din, fertlerin kanaat ve inancı meselesidir.” (İslâm Birliği Kuruntusu, Ötüken, 1964). İlk dönem İslâm fetihlerini de dinî bir mucize olarak değil, dünyevî sebeplerle açıkladı: “Yeni bir inanç ve ülkü ile çölden fırlayan Araplar için kaybedilecek bir şey olmadığı gibi, ölürlerse Cennete gitmek, kalırlarsa yağma ve çapul yapmak gibi çekici özellikler de iştahlarını arttırıyordu.” Aynı yazıda siyasî bir İslâm birliğinin tarihte de gerçekleşmediğini savundu ve Türklerin İslâm tarihindeki rolünü şöyle özetledi: “Türkler Müslümanlık sayesinde değil, Müslümanlık Türkler sayesinde yükselmiş ve yaşamıştır.” (İslâm Birliği Kuruntusu, Ötüken, 1964).
Nurculuk Denen Sayıklama yazısında Atsız, Nurculuğu ve Said Nursî'yi çok sert bir dille eleştirdi: “Mabetsiz şehrin ilk yemişi Ticanîlik, onun olup kurtlanmışı da Nurculuk oldu.” Said Nursî'yi ise dinî kılığa bürünmüş bir Kürtçü olarak gördü: “Zamanın bu harikası, bu Kürt Said, aslında bir Kürt milliyetçisidir.” Yazının başında ise Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki din politikasını da eleştirerek, o dönemde çağdaş din adamları yetiştirecek bir okul açılmamasını yobazlığın yayılmasının sebepleri arasında saydı: “Türkiye’de bir zamandır dine karşı takınılan yanlış tutum, yemişlerini vermeye başlamıştır.” (Nurculuk Denen Sayıklama, Ötüken, 1964). Benzer bir düşünceyi 1967'de Konuşmalar 1 yazısında tekrarladı; İmam-Hatip okulu öğrencilerinin millî şuurlu öğretmenler elinde yetişirse yurt için kazanç olacağını yazdı.
1968'deki Sağcı Kimdir? yazısında Atsız, "dincilik ve siyasî ümmetçilik"i milliyetçiliğe aykırı saydı ve Türkçülerin bu akımlarla aynı cephede gösterilmesine itiraz etti. 1970'te yayımlanan Türkçülüğe Karşı Yobazlık yazısında Osmanlı hükümdarlarının din konusundaki hoşgörüsünden örnekler verdi ve taassubun medresenin bozulmasıyla arttığını savundu. Bu yazıya Konya'daki Oku dergisinden gelen cevaba karşılık yazdığı Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir (1970) ise Atsız'ın Tanrı, din kitapları ve bilim hakkındaki kişisel görüşlerini en açık biçimde ortaya koyduğu metindir. Atsız orada Türkçülerin Tanrı'yı bir yana atmadığını, "Tanrı Türk'ü Korusun" sözünün Türkçülerin sloganı olduğunu belirtti; dinin ancak bir ahlâk ve vicdan sistemi olarak kabul edildiğinde bilim karşısında ayakta kalabileceğini savundu.
Atsız'ın mektuplarının birçoğu da "Tanrı Türk'ü Korusun" dileğiyle biter; bu söz Veda yazısının da son cümlesidir.