3 Mayıs 1944, Hüseyin Nihal Atsız'ın hayatında ve Türkçülük hareketinin tarihinde dönüm noktası sayılan bir tarihtir. O gün Ankara'da Atsız'ı desteklemek ve komünistleri protesto etmek için yapılan gençlik yürüyüşü, ardından gelen tutuklamalar ve 1944–1947 yıllarında görülen Irkçılık-Turancılık Davası, Atsız'ın sonraki otuz yıl boyunca yazılarında tekrar tekrar döndüğü bir konu oldu.
Açık mektuplardan yürüyüşe
Atsız, 1 Ekim 1943'te Orhun dergisini yeniden çıkarmaya başladı. Derginin Mart 1944 tarihli 15. sayısında yayımlanan Başvekil Saraçoğlu Şükrü'ye Açık Mektup yazısında, Saraçoğlu'nun 5 Ağustos 1942'de Mecliste Türkçülüğü benimseyen sözlerini hatırlatarak bu Türkçülüğün uygulamaya geçmediğini, solcu fikirlerin okullarda ve yüksek öğretimde yayıldığını ileri sürdü. Nisan 1944 tarihli 16. sayıdaki ikinci açık mektupta Millî Eğitim Bakanlığı kadrolarındaki bazı kişileri adlarıyla eleştirdi; bunlar arasında Sabahattin Ali de vardı. Biyografisine göre bu mektuplar üzerine Sabahattin Ali, Atsız aleyhine hakaret davası açtı, Orhun da kapatıldı. Atsız, 1947'de Kür-Şad dergisinde yayımlanan Sıfıra Cevap yazısında, ikinci mektubun ardından Boğaziçi Lisesi'ndeki öğretmenliğine son verildiğini ve davanın dönemin Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel'in teşvikiyle açıldığını yazar.
Davanın Ankara'daki 3 Mayıs 1944 duruşmasında salona alınmayan gençler Adliye önünde toplanıp Ulus Meydanı'na doğru yürüdü. Atsız'ın 1965'te Ötüken'de anlattığına göre birkaç bin kişilik topluluk polis tarafından dağıtıldı ve yüzlercesi gözaltına alındı (Bizim Günümüz, Ötüken, 1965). Atsız ertesi gün, 4 Mayıs'ta tutuklandı; eşi Bedriye Atsız da 16 Mayıs'ta tutuklanarak 26 Temmuz 1944'e kadar tutuklu kaldı.
Irkçılık-Turancılık Davası
Atsız ve 22 arkadaşı "hükümet darbesine teşebbüs" suçlamasıyla yargılandı. Atsız, mahkeme önündeki savunmasında bazı sanıkların sorgu sırasında "tabutluk" denilen dar hücrelere konulduğunu, kendisinin de bir hafta boyunca yerin altında rutubetli bir hücrede tutulduğunu anlattı. Aynı savunmada yürüyüşü hazırladığı iddiasını reddetti: “Benim anladığıma göre Ankara nümayişi gençliğin müşterek ve fevri bir hareketidir.” (Sorgu ve Savunması) Duruşmalar 7 Eylül 1944'te başladı ve Atsız 6 yıl 6 ay hapse mahkûm edildi. Askerî Yargıtay kararları 25 Ekim 1945'te bozdu; yeniden görülen davada 31 Mart 1947'de bütün sanıklar beraat etti (kronoloji).
"Türkçülerin günü"
Atsız'ın yazdığına göre 3 Mayıs ilk kez 1945'te, Tophane'deki Askerî Cezaevi'nde bir masa başında çay içilerek anıldı. 1952'de 3 Mayıs anması için Ankara'da verdiği konferans gerekçe gösterilerek öğretmenlikten alındı. 1962'de Orkun'da yürüyüşü Türkçülüğün düşünceden harekete geçişi olarak tanımladı: “Türkçülükte ilk hareketi 3 Mayıs 1944 Çarşamba günü, Ankara’daki birkaç bin meçhul Türk genci yaptı.” (3 Mayıs 1944 (1), Orkun, 1962) Aynı yazıda 3 Mayıs'ı ne bayram ne matem, "Türkçülerin günü" olarak niteledi. 1970'lerde Ötüken'de yazdığı yazılarda yürüyüşü, Türkiye'yi komünizm tehlikesine karşı uyaran bir hareket olarak yorumladı: “3 Mayıs bir bayram değildir. Milli şuurun ayaklanmasıdır.” (3 Mayıs, Ötüken, 1974) Ölümünden birkaç ay önce, Mayıs 1975'te ise 3 Mayıs'ı “üzerinde henüz son söz söylenmemiş” bir gün olarak andı (23 Mayıs (1040) ve 3 Mayıs (1944), Ötüken, 1975).