Hüseyin Nihal Atsız'ın Atatürk hakkındaki yazıları tek bir çizgide toplanmaz. Atsız, Atatürk'ün kişiliği ve askerlik dehası ile "Kemalizm" ya da "Atatürkçülük" adı altında savunulan resmî anlayışı çoğu zaman birbirinden ayırarak ele almıştır. Bu ayrım, metinlerin yazıldığı döneme ve hedef aldığı kişilere göre farklı tonlar kazanır. Bu sayfada Atsız'ın Atatürk'ten, Millî Mücadele'den ve Atatürkçülükten söz ettiği yazılar bir araya getirilmiştir.
Tek parti yılları ve Orkun dönemi
Kronolojisine göre Atsız, 1933'te hocası Zeki Velidi Togan'a yapılan saldırılara karşı çıktığı için asistanlıktan alındı; Orhun dergisi de 1934'te resmî tarih tezini eleştiren bir yazı nedeniyle kapatıldı. 1944 davasından sonra yazdığı metinlerde Atsız'ın eleştirisi daha çok Atatürk sonrası tek parti yönetimine ve onun "Kemalist" adını kullanan savunucularına yöneldi. 1947'de Altın Işık'ta yayımlanan Millî Mukaddesat Düşmanları, Kemalist adlı bir dergide Yıldırım Bayezid ile Fatih'e yöneltilen sözlere cevaptı. Orkun'daki Millî Birlik (1951) yazısında ise Kemalizm'i sert bir dille eleştirdi ve onu ırkçılık karşısında bir rakip görüş olarak konumlandırdı: “Irkçılık Kemalistlerin hoşuna gitmiyorsa, Kemalizm de ırkçıların hoşuna gitmiyor.” (Millî Birlik, Orkun, 1951). Bu yazıda Atatürk'ün adı geçmez; hedef, Atsız'ın "otuz yıl" diye andığı tek parti dönemi ve onun ideolojisidir.
Ötüken yıllarında Atatürk ve İnönü
1960'larda ve 1970'lerde Ötüken'de yazdığı makalelerde Atsız, Atatürk'ü daha çok bir kumandan ve devlet kurucusu olarak andı. 1966'da Atatürkçülüğün bir ülkü yerine geçemeyeceğini savundu: “Atatürkçülük denen nesne bir ilâç, bir panzehirdir. Hastalanmış veya zehirlenmiş bir ülkü değildir.” (Biz Ne İstediğimizi Biliyoruz, Ötüken, 1966). Aynı yazıda Atatürk'ün bir sözünü kendi ırkçılık anlayışına dayanak olarak yorumladı, ancak Atatürk bunu söylemeseydi de aynı görüşte olacaklarını ekledi.
Atsız'ın Atatürk'ü en sık andığı bağlam, İsmet İnönü ile karşılaştırmadır. Millî Şefin Bergüzarı (1972), Zamân, Hükmünü Veriyor (1973) ve 3 Mayıs 1944 (2) (1973) yazılarında İnönü'nün Atatürk'ün resmini pullardan ve paralardan kaldırdığını, Anıtkabir'i yaptırmadığını yazdı ve bunu Atatürk'e karşı kıskançlıkla açıkladı. 1969'da Gözlem'deki Halk Partisinin Tek Yanlışı ile Açık Yürekli Olmak yazılarında İnönü'nün hatıralarına karşı Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'ndaki rolünü savundu; öte yandan Atatürk'ün diktatör olduğunu da kabul etti. Millî Bayram (1966) ve Türk Târihinde "Eylül" (1975) yazılarında Sakarya Meydan Savaşı'nı öne çıkardı. 1972'de Atatürk'ün askerliği hakkında şöyle yazdı: “Atatürk’ün büyük kumandan olduğunda kimsenin şüphesi yoktur.” (Millî Değerler ve Millî Rûh, Ötüken, 1972).
Atsız bu yıllarda Atatürk büstlerinin ve heykellerinin biçimini (Türk Büyüklerine Saygı, 1972), Ecevit'in Atatürk'e benzetilmesini ve Atatürkçülükten söz eden siyasetçilerin tutumlarını (Fantaziler, 1975) da eleştirdi. 1973'te bir dostuna yazdığı mektupta ise o günlerdeki Atatürk aleyhtarı yayınlardan yakınıyordu: “Bu gidişle korkarım, bu Türkiye’de Atatürk’ü savunan bir ben kalacağım.” (Yücel Hacaloğlu'na (30), 1973).
Atsız'ın Atatürk'e bakışı ölümünden sonra da tartışıldı; bu tartışmanın bir örneği için Mete Hazarlı'nın Atatürk'ten Atsız'a Türkçülük ve Siyaset başlıklı yazısına bakılabilir.