Hüseyin Nihal Atsız ile yazar Sabahattin Ali'nin yolları 1944 baharında, Atsız'ın bir açık mektubu ve Sabahattin Ali'nin bunun üzerine açtığı hakaret davasıyla kesişti. Bu dava, Ankara'daki 3 Mayıs 1944 yürüyüşüne ve ardından gelen Irkçılık-Turancılık Davası'na giden sürecin başlangıcı oldu. Atsız, sonraki otuz yıl boyunca Sabahattin Ali'den hemen her zaman bir komünist ve tek parti yönetiminin himaye ettiği bir isim olarak söz etti. Bu sayfada Atsız'ın davayla ve Sabahattin Ali'yle ilgili yazıları bir araya getirilmiştir.
1944: İkinci açık mektup ve hakaret davası
Atsız, Orhun dergisinin Nisan 1944 tarihli 16. sayısında Başbakan Şükrü Saraçoğlu'na hitaben yazdığı ikinci açık mektupta Millî Eğitim Bakanlığı kadrolarındaki bazı kişileri komünistlikle suçladı ve listenin başına Sabahattin Ali'yi koydu. Onu Dil Kurumu üyesi ve Ankara Devlet Konservatuvarı öğretmeni olarak tanıttı; 1931'de Konya'da, Atatürk'ü ve devlet erkânını hicveden bir manzumesi yüzünden 14 ay hapse mahkûm edildiğini yazdı ve o manzumeden iki dize aktardı. Mektuptaki ifadeleri serttir: “Sayın Başvekil! Buraya bilmecburiye yazarken büyük ıstırap duyduğum iki mısraında (beni mazur görmenizi rica ederim) bu vatan haini şöyle diyordu:” (Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye İkinci Açık Mektup, Orhun, 1944). Atsız'a göre Sabahattin Ali bu mevkiye Maarif Vekili Hasan Âli Yücel'in “şahsî sempatisi” sayesinde gelmişti.
Mektubun ardından Sabahattin Ali, Atsız aleyhine hakaret davası açtı. Atsız 1951'de davayı şöyle anar: “1944 Mayısında, komünist Sabahattin Ali’nin aleyhime açtığı dava Ankara mahkemesinde görülürken Savcı Hadi Tan, çok genç olmasına rağmen, Hamit Şevket gibi ihtiyarlara edebi ders olabilecek bir iddia serdetmiş;” (Yalan, Orkun, 1951). Aynı yazıda, davada vekili olan avukat Hamit Şevket İnce'nin vekâleti bırakmasının, kendisine göre Falih Rıfkı aracılığıyla iletilen bir emir üzerine olduğunu ileri sürdü.
Atsız, davanın arkasında Sabahattin Ali'nin kendi iradesinden çok başkalarını gördü. 1947'de Kür-Şad dergisinde yayımlanan Sıfıra Cevap yazısında Hasan Âli Yücel'i "Sıfır" diye anarak şöyle yazdı: “Bu darbeyle sersemleyen Sıfır ilk iş olarak Sabahattin Aliyi benim aleyhimde dâva açmağa kışkırttı.” (Sıfıra Cevap, Kür-Şad, 1947). Aynı yazıya göre Boğaziçi Lisesi'ndeki öğretmenliğine de bu sırada son verildi.
Davadan 3 Mayıs'a
Davanın 3 Mayıs 1944 tarihli Ankara duruşmasında salona alınmayan gençlerin yürüyüşü, Atsız'ın tutuklanmasıyla sonuçlandı; bu sürecin ayrıntıları 3 Mayıs 1944 ve Irkçılık-Turancılık Davası sayfasındadır. Atsız, sıkıyönetim mahkemesindeki savunmasında Sabahattin Ali'nin duruşmada, davayı bir "ülkü davası" hâline getirmesi hâlinde hem Atsız'ın hem devletin zarar göreceği yolundaki sözleriyle salondaki gençleri kızdırdığını anlattı ve yürüyüşü hazırladığı iddiasını reddetti: “Bu nümayiş, mebusların teşvik ve Sabahattin Ali’nin tahrik ettiği milliyetçi gençliğin kalbinden kopmuş maşerî ve millî bir harekettir.” (Sorgu ve Savunması) Aynı savunmada, Sabahattin Ali'yi dava açmaya Hasan Âli ile birlikte Falih Rıfkı'nın kışkırttığını da yazdı.
Sonraki yazılarda Sabahattin Ali
Beraatinden sonra Atsız, Sabahattin Ali'yi Hasan Âli Yücel'e yönelttiği eleştirilerin merkezine yerleştirdi. 1947'de Altın Işık'ta yayımlanan Hasan Âli Hesâp Vermelidir yazısının ilk maddesi bu konudaydı: “Sabahattin Âlinin komünistlikten başka hangi meziyeti vardı ki Halk Partisince iki mukaddes şahsiyet sayılan birinci ve ikinci cumhurbaşkanlarına sövdüğü ve bu yüzden 14 ay hapis cezası aldığı halde Halk Partisinin bir Maarif Bakanı tarafından bu kadar büyük bir himayeye mazhar oldu?” (Hasan Âli Hesâp Vermelidir, Altın Işık, 1947).
Orkun'daki Târihin Barışmaz Düşmanları yazısında Sabahattin Ali'nin akıbetini, "tövbekâr" sayılan komünistlere gösterilen hoşgörünün bir sonucu olarak andı: “Tövbekar olmuş vatan çocuğu (!) Sabahattin Âli’nin âkıbetini gördüler. Üç ay hapse girmemek için Bulgaristan’a kaçıyordu.” (Târihin Barışmaz Düşmanları, Orkun). Ötüken yıllarında da aynı çizgiyi sürdürdü. 1965'te hapishanelerdeki eşitsizliği anlatırken “Vatan haini Sabahattin Aliyef de Konya’da hastaneye naklolunarak aynı itibarı gördü.” diye yazdı (Ahlâkî Adalet: 1500 Harbiyelinin Macerası, Ötüken, 1965). 1968'de Tevetoğlu'nun bir kitabını tanıtırken Sabahattin Ali'yi, işe alınmak için Atatürk'e övgü dolu bir manzume yazan komünistlere örnek gösterdi ve genel bir hüküm verdi: “Haysiyetleri yoktur. Bu yüzden girgindirler.” (Türkiye’de Sosyalist ve Komünist Faaliyetleri, Ötüken, 1968). Ancak bu yazıda da asıl suçu, komünistlere devlet kapısında yer veren İsmet İnönü dönemi hükümetlerine yükledi.