Turan Kekevi’ye (14)

Hüseyin Nihal Atsız·

4 Mayıs 1973

Azizim Turan Beğ,

3 ve 17 Nisan tarihli mektuplarınızla İzzet’e parası yollanan 8 abonenin adları yazılı listeyi aldım. Teşekkür ederim. Bu son listedeki yenilere Mayıs sayısıyla birlikte, hediye olarak, eski sayıların mevcutları da yollanacaktır. Bu güne kadar size cevap vermek için fırsat bulamadım. Sakin kafa ile yazmak istiyordum. Bir de hiçbir iş yapmadığım halde vakit darlığından müştekiyim. Eve daha yerleşemedim. Darmadağınık. Ben yerleşemeden 15 Temmuz gelecek, ben hapse gireceğim. Kayabek 19 Nisanda Eğin’de hapise girdi. Dört kişi imişler ki bu da ayrı bir mazhariyet. Ben öyle bir yerde olsam en aşağı bir roman yazarak çıkardım. Fakat Kayabek henüz ilk defa hapse giriyor. Ben 18 yaşımda iken Askerî Tıbbiye’nin hapislerine girmekle işe başlamıştım. Gerçi onlar 3, 4 ve 8 günlük hapislerdi ama staj yerine geçmişti. Bir de benim artık sevinmek ve üzülmek hassalarım kayboldu. Sadece bir sıkıntı var ki onu da sabırla kapatıyorum. Asıl bahis konusuna gelince: Evet, dediğimiz doğru: İt ürür, kervan yürür ama it ısırmak için saldırınca iş değişir. O zaman ister istemez ite çomak vurmak gerekir. Bildiğiniz konuda şimdiye kadar pek ses çıkarmadım. Fakat itler artık saldırmaya, ısırmaya başladılar. Yurtlarda Türkçü olanlara saldırılıyor. Dövülüyor. Bu iş sokakta da yapılıyor. Tarafsız gözükenlere zorla Devlet, Bozkurt satmaya kalkıyorlar. Üstelik hem şifahi hem de yazıyla aleyhimize yazmaya başladılar. Bütün bu işler de …… bilgisi ve hatta emri ile oluyor. Son defa Ötüken ve Adsız Dergi’nin okunmaması için parti teşkilâtına yapılan genelge ……. imzasıyla yapılmıştır. Bu bir rivayet değil. Nihayet ……… de bunu itiraf etmiştir. İlk itirafını aynı zamanda partili olan arkadaşımız Muzaffer Eriş’e yapmıştır. Sonra İzzet Yolalan’a. En sonra da Ankaradaki Kimya Yüksek Mühendisi Mehmet Orhun’a. Ötüken’in son sayısında gördüğünüz “Bir Açıklama” başlıklı yazı (son sayfanın dibinde) budur. Mehmet Orhun, Türkeş tarafından elçi olarak gelip bu yazının neşrolunmamasını istemiştir. Sözde durumu düzeltecekti ki bu da onun pek çok söylemeye başladığı yalanlardan biriydi. Nejdet, bunun üzerine Mehmet Orhun’a şunu söylemiştir: “…… bize Ötüken’in yasaklandığı hakkında emir vermediğine dair iki satırlık bir şey yazarsa meseleyi örtbas ederiz”. Mehmet Orhun yüzde yüz emin olarak böyle bir kâğıt getireceğini söyleyip ayrılmış, fakat iki gün sonra gayet üzgün bir tavırla dönüp: “Maalesef emir vermiş” cevabını getirmiştir. Şimdi bu durum karşısında susmak ithamları yüklenmekten başka ne fayda sağlar? Zaten aylardan beri ……’in bu nevi hareketlerini sineye çekiyorduk. Ama her sabrın bir haddi vardır. ……. lider vasfında bir insan olmadığını ortaya koyduktan sonra bizimle hiçbir ilgisi olmayan ….. için ne diye susup suçu üstümüze alalım ve ne diye ………… mel’anetlerini bildirmeyelim. Bunların ağzından yaydıkları öyle dedikodular var ki bu kadar namussuzluğu ne Kâzım Alöç, ………….. yapamaz. Bu sebeple, yine de isim açıklamadan, bunlara bir cevap verilecektir. Zaten durumu bilmeyen hemen hemen kalmamıştır.

Bu arada şunu da söyliyeyim: 1967’de Kâzım Alöç’ün Yeni Gazete’de “İfşa Ediyorum” başlıklı yazıları çıkmıştı. Sıkıyönetim savcısı olduğu zamana ait hatıralardı. Hem komünist davalarına, hem de bizim Irkçılık-Turancılık davasına temas ediyordu. O hâtıralarda temmuz 1944 tarihli bir mektubun hem klişesi, hem de yeni harflerle neşri var. Bu mektup …… tarafından Kâzım Alöç’e yazılmıştır. Bu kadar küçülmüş olan birinin liderlikten bahsetmesi gülünçtür. Orada Kâzım Alöç’ten affedilmesini istirham ediyor. Sorguya çekilmesi sırasında ne kadar hata etmiş olduğunu anladığını söylüyor. Artık ıslâh-ı nefs etmiş olduğunu söyleyerek serbest bırakıldıktan sonra bir daha bu gibi işlerle meşgul olmayacağını vadediyor.

Bir de 27 Mayıs ayaklanmasındaki günahı vardır ki onu da görüştüğümüz zaman size anlatırım. Bu kadar yanlışlara düşmüş bir adam bugünkü çapraşık durumda bir partiye yön verip millete hizmet edemez. Biz de onun silik partisinin hatırı için doğru bildiğimiz şeyleri yazmaktan geri kalmayız. Neşriyatımız partilerine çok zarar veriyormuş. Biz Türkçülük yaptığımıza göre bu neşriyattan zarar gören partinin canı cehenneme.

Bu açıklamalardan sonra inşallah sizi kırmak gibi bir duruma düşmüş olmam. Mektubunuzda kurtla köpek hikâyesi çok güzel. Bunu kısaltarak imzasız olarak Ötüken’in Haziran sayısında basacağız. Mayıs sayısını erken çıkarıp herkesin eline 3 Mayısta geçmesini sağlamaya çalıştık ama olmadı. Nejdet İstanbul’a gelip eşyalarını koyduktan sonra yine Ankara’ya döndü. Emeklilik evrakında adı Necati diye yazıldığı için maaşını ve ikramiyesini alamamıştı. O işi halletmeye gitti. Yakında döner. Mayıs sayısı da bir iki güne kadar gelir.

…… hem bizim Türkçülüğümüze karşı gelip bir dincilik rolü oynuyor, hem de 3 Mayısa sahip çıkmaya çalışıyor. Yine bir 3 Mayıs günü düzenlemişler. Tabii maksat bilet satıp para kazanmak. Bu paranın hepsi ……’nin kasasına girse yine neyse ama bir kısmı da o itlerin cebine giriyor. Bunu liderleri de biliyor ama artık sakalı ele verdiği için ses çıkaramıyor.

Hastalığınız ne âlemde? İnşallah geçmiştir. Çabuk teşhis konulamayınca hastaya boşuna ızdırap çektiriliyor. Benim birkaç yıl teşhis olunamayan apandistim gibi. Ben de 60 yaşın ârızalarıyla muzdaribim. Rahat, huzur diye bir şey yok ama çare olmadığı için katlanıyorum. İyi ve emniyetli bir kadın bulmak hemen hemen imkânsız. Sonra ben bazı hususlarda titiz de oldum. O sebeple yalnız yaşayıp, yalnız ölmek daha çok işime geliyor. Şimdiki halde bana yine en çok yâr olan Kâniye. Hele onun 3 yaşındaki oğlu Hakan’ı çok seviyorum. Çok güzel ve sevimli bir çocuk. O da bana “Dede” diyor. Beni arıyor. Onun yüzünde saflığın, masumluğun güneşini görüyor, zamanla kaybolacağı için acınıyorum.

Yazılacak bir kaç mektubum daha var. Onlara bakmak için Allaha ısmarladık diyeyim. Selâm ve sağlık dileklerimi gönderirim. Türkiye’deki gayet çok kaplıcalardan biri acap size iyi gelemez mi? Ankara’ya giderseniz Millî Kütüphaneye uğrayın. Türkiye Kaplıcaları hakkındaki kitapları isteyin. Onlar size bulup getirirler. Fakat benim vaktiyle gördüğüm kitap eski harflerle ise o zaman birisine okutarak size yarayanını bulmak mümkün. Bazı büyük ızdıraplar bir şifalı suya girmekle geçiyor. Tekrar selâmlar. Sökedeki arkadaşlara selâmlar. Tanrı Türk’ü Korusun.

Atsız

İlgili konular:3 Mayıs 1944 ve Irkçılık-Turancılık Davası