Mustafa Kayabek’e (9)

Hüseyin Nihal Atsız·

22 Mart 1974

Azizim Kayabek,

Sizi dükkânda bulmak mümkün (olanaklı) olmuyor. Temizlemeye uğraşıyormuşsunuz. Bunun ne demek olduğunu ben iyi bilirim. İnsanın şevki kırılır ve işini yarına bırakır. Aklıma dâhiyâne bir çare geliyor: Yağmurlu bir günde eşyaları kapı önüne çıkarın. Rahmet bütün tozları alıp götürsün. O sırada siz de dükkânın içini şöyle bir süpürün. Olsun bitsin.

Erdoğan’ın iş yerine uğradığınız için size ayrıca dergi göndermedik. Onlara istediğiniz kadar dergi vermelerini tenbih ettik. Şu çocuklar yükün büyük kısmını üstümüzden aldı ama ben yine rahat değilim. İşler hâlâ düzenine girmedi. Hâlâ dört başlı dev halindeyiz.

Sizi göremiyorum. İstanbul’a inecek halim yok. Telefonda konuşayım dedim. O da olmadı. İnşallah yakında işleriniz yoluna girer de siz buraya gelirsiniz. Ben bazen üstüste iki gün Nejdet’le bile görüşemiyorum. Mesafe çok da ondan. Kaloriferli evde yakalandığım bronşiti daha yeni yeni atlatıyorum. Maviş de yeniden hastalandı. Dün kendi evlerine gittiler.

Çalışamıyorum. Beni çileden çıkaracak çok şey oluyor. İnme inecek diye korkuyorum. O zaman Azrail hergelesini çağırmaktan başka çare kalmaz.

Mart sayısı matbaada. Bugün yarın tashih provalarını gençler getirir. Deli doktor ikide birde telefon ederek “şeyi şey yaptım da şey oldu” kabîlinden saçmalarla canımı sıkıyor. İmtihanlarının ne olduğunu soruyorum. Vermemiş. Öyle basit işlerle uğraşacak vakti yokmuş. Dünya delilerle dolu.

Sizin Dörtlerle Yenge Hanım inşallah iyidirler. Minimini Gökçe ne yapıyor? Yanakları epey tombalaklaşmıştır. Herhalde bol bol öpüyorsunuzdur.

Artık dükkâna iyice yerleşin de hiç olmazsa arasıra konuşup dünyayı ıslah edelim. Yoksa deli doktorun eline kalıp berbat olacak.

Selâm ve sağlık dileklerimi gönderir, ocağınıza bahtiyarlıklar dilerim.

Tanrı Türk’ü Korusun.

Atsız