İsmail Hakkı Gökhun’a (22)
26 Ekim 1975, Pazar
Azizim Şaman,
Belki bir yıldır senden mektup gelmeyince yine Fin, Çin, Lapon, Japon, Tapon ülkelerinden birine gittin sanmıştım. Sonra seni tanıyanlardan bir yere gitmeyip Ankara’da olduğunu, doçentlik tezini veremediğini, çok üzgün olduğunu öğrendim. Ben de sıkıldım. Bizimkilerin başarı haberini aldığımız olmadığı için pek de yadırgamadım. Her neyse, mektubundan işin iç yüzünü öğrendim. Doktor olduğun için tebrik ederim. Fakat senin doktor olduğun bilim dalının adı “biokimya” değil, “biyokimya”dır. Siz gramer okumadan yetişen cumurluk nesilleri böyle yanlışları sık yaparsınız. Seni tanıyanlardan birisi dünyayı idare etmekle meşgul olduğunu, bu sebeple bazı ahbapların yanına gidip saatlerce konuşmayla vakit öldürdüğünü söyledi. Bu işleri ve siyaseti bırak. Ya yeni bir element keşf et, yahut gayet ucuza çıkacak öldürücü kuvveti büyük olan bir biyokimyasal veya sadece kimyasal madde yap da Ürdün Kırallığı’na savaş açalım.
Bugün sayım olduğu için gayet rahatım. Caddeden araba geçmediği için başım dinleniyor. İktidara geçince arabaların yasak olduğunu anayasaya koyalım da beynimiz dinç olsun. Bu sayımda nufusumuz 39.900.000 i aşacak. İstersen bahsa girelim. Avrupa’daki işçilerle birlikte 40,5 milyon ederiz. Beni saat 11.30 da saydılar. Tek kişi olduğum halde 3-4 dakika sürdü.
Dünyanın komünizme gittiğine inanma. Komünizm bile komünizm olmaktan çıkıyor. Yalnız bizdeki hükûmetin zayıf olduğu muhakkak. Kanunları tatbik edemiyorlar. Üstelik bütün partilerin ne kadar gülünç olduğunu görüyorsun. Hepsi seçimden kazançlı çıktığını iddia ediyor. Seçime katılma oranı % 60 ın altında. Demek ki büyük bir kütle bu işe ciddidir diye bakmıyor. Netekim de ben de rey atmaya gitmeyip Türk Tarihi üzerinde çalıştım.
Veli ile Sofuoğlu hakkındaki hükümlerin pek acele ve fevrî. İkisi de çok faydalı oldular. Bunu şahsen bildiğim için söylüyorum. Bakanlıklara tayin olunan komünistlere gelince: Onları Kürt mebuslar tayin ettiriyor ve istedikleri olmazsa partiden çekilmekle Demirel’i tehdit ediyorlar. Bunun bütün sorumlusu Demirel …….. Durum 12 Mart muhtırasından önceki duruma dönmüştür. Semih Sancar’ın demeçlerine dikkat ediyor musun? Ben onlarda zımnî bir tehdit seziyorum. İdare çok gevşek. Makam korumaktan başka bir şey düşünmüyorlar. Öğrencilerle işçiler iki millî baş belâsı oldu. 20-25 yıllık hizmetle, yani 45-50 yaşında emekli olup devleti sömüren yüz binlerce insan var. Bu gidişle birkaç yıl sonra Emekli Sandığı maaş veremeyecek ve Türkiye’de kızılca kıyamet kopacak. Ben bugünden ümidimi kestiğim için yarına çalışmak üzere Türk Tarihine tekrar başladım. Azrail hergelesinden fırsat bulursam memlekete büyük bir hizmet yapmış olacağım.
Buğra’dan cevap aldın mı? O şimdi sıkıştı. Yıl başına kadar doktorasını vermek mecburiyetinde. Üstelik de aşktan iflâhı kesilmiş halde. Yağmur’u Ankara’da kimse görmemiş. İstanbul’dan Ankara’ya giderken bilhassa Yılmaz Öztuna ile görüşeceğini bana söylemişti. Onu da görmemiş. Almanya’ya dönüp dönmediğini Buğra’ya sordum. Cevap bekliyorum.
En büyük eğlencem Maviş. Beş yaşını dört ay geçiyor. Haftada iki gece bende kalıyor. Tabii annesiyle beraber. Eskiden “Tanrı’nın köpekleri var mı” gibi sorular sorardı. Şimdi Tanrı yerine hep Allah diyor. Meselâ “jet Allah’ı da geçer mi”, yahut “Fil Allah’ı da yener mi” gibi şeyler. Galiba MSP li olacak. Bir de o kadar çok konuşuyor ki ilerde Anadolucu olması ihtimali var.
Okula başladığı için minimini Örpen’i tebrik ederim. İnşaallah yaşı pek küçük değildir. Küçük yaşta başlayanlar ortaokulda sarsıntı geçiriyor. Şimdi çocuk okutmanın da nasıl büyük bir mesele olduğunu görüyorum. Tanrı sana ve Sabahat Yenge’ye güç ve kolaylık versin.
İki elçimizi öldürenler hakkında şimdiye kadar bir ipucu elde edilemeyişi insanı bayağı şüpheye düşürerek acaba bunu CİA mı yaptı diyeceği geliyor. Viyana’daki canilerin elçiye Türkçe hitap ettikleri tespit olunduğuna göre bunlar ya Türkiyeli Ermeni, ya Kürt, ya da Rum olabilir. Bu hükûmet o kadar kayıtsız ki Amerikada iki Hariciye mensubumuz öldürüldükten sonra bile elçilikler için koruyucu tedbir almadı. Böyle bir suikast Rus veya Bulgar elçiliklerinde yapılabilir miydi? Onlar her ihtimali önceden düşünüyor. Bizimkiler “yurt kalkındırıyor”(!).
Selâmlar ve başarı dilekleri. Sabahat Yenge’ye hürmetler. Tunga’nın ve Örpen’in gözlerinden öperim.
Tanrı Türk’ü Korusun.
Atsız