Adile Ayda’ya (32)

Hüseyin Nihal Atsız·

28 Ekim 1975

Muhterem Adile Ayda Hanım,

25 Ekim’de Ankara’ya gideceğinizi bildiren mektubunuzu dün aldım. Hastalığınız için geçmiş olsun, derim. Hava bakımından kritik bir ay. Şu İstanbul’a âşık olan Nedim ve Yahya Kemal’e şaşıyorum. Herhalde ikisi de zahmet çekmeden yaşadıkları için, bu sevgiye kapılmışlar.

Benim odamda termometre 16 dereceyi gösteriyor. Fakat ben, iyice giyimli olduğum halde üşüyorum. Semtin bütün apartımanlarında kaloriferler yandığı halde, bizimkinde ses yok. Düzensizlik devam ediyor. Nüfus sayım memuru 18 daireli apartımanın sayımını tam üç saatte yaptı. Sebebi: Soruların cevaplarını vermekten âciz yaratıklar. Nüfusun 40 milyon olduğu söyleniyor amma, beş on bin kişinin dışındakileri nüfustan saymak doğru olur mu, bilemem.

İki elçimizin öldürülmesi bana çok fena tesir etti. Soğukkanlıyım amma, bundan heyecanlandım. Başını demir yoluna koyup da uyuyan 15 yaşındaki çocuk da yalnız bizden çıkar. Avrupadan arabayla dönen Türk işçilerinin nasıl bir felâket olduğunu transit ülkelerinin polisi açıkça ilân eder. Her yıl, yüzme bilmediği için, açılıp boğulan insanlar da bizim özelliğimizdir. Başbakanı yumruklayan adam, oraya kadar sokulur da, kimse farkına varmaz. Böyle olunca da, tabiî elçilerimizin korunması Tanrıya kalmıştır. O da bizimle meşgul olmadığı için, elçilerin hayatı tehlikededir. Sizin, şu anda, bir yerde elçi olmayışınız için büyük sevinç ve memnunluk duydum.

Millî Eğitim Bakanlığı, söylendiğine göre, milliyetçilerin en çok doluştuğu bir yer. Fakat tepeden inme emirlerle bazı komünistlerin de tayinleri yapılıyor. Bunu AP li ve Kürt mebusları yaptırıyor ve kendi soydaşlarını mühimce yerlere tayin ettiriyor. İstediği yapılmazsa, Partiden çekilmek tehdidi hazır. Çoban Sülü de bunlara razı oluyor. Bu yüzden müsteşar muavinlerinden Veli Soysaldı istifa ederek, emekliye ayrıldı. Halbuki o gayet cesur ve zeki, tayinlerde pervasız bir insandı. Gerçekleri de, herkesin içinde, bağıra bağıra söylüyordu. Yazık oldu.

Sizinle memleket ahvalini konuşmak isterdim amma o kadar çok mesele var ki! Hem de bunları konuşmak insanı karamsarlığa götürebilir. Yalnız öğrenci ve işçi hareketlerine bakmak kâfi.

Siz hariciyeci olduğunuz için, memleket ahvalini benden iyi bilirsiniz. Görünüş iyi değil. Demirel, Erbakan ve Ecevit’e bakmak iyi olmadığını yeterince açıklar. Bir de Danıştay ve Anayasa Mahkemesi var ki, düşman başına…

Lütfen sağlığınıza dikkat edin. Ateşli bir hastalıktan sonra, böyle bir havada, 25 Ekim’de Ankara’ya gitmeniz ihtiyatsızca bir hareketti.

Derin hürmetlerimi yollarım.

Tanrı sizi korusun.

Atsız