İsmail Hakkı Gökhun’a (13)

Hüseyin Nihal Atsız·

11 Kasım 1973

Azizim Şaman,

27 Ekim tarihli mektubunu aldım. Viski de geldi. Fakat ben bizzat seni bekliyordum. Birkaç gün önce Buğra’dan aldığım mektup, bana bu kanaatı vermişti. Halinden kısaca bahsediyor, tafsilâtı senden alacağımı bildiriyordu. Bu Buğra denen herif son zamanlarda mektup yazmaz oldu. Çek kızına olan düşkünlüğü ve tembelliği sebebiyle Alman devletinden aldığı burs kesilmişti. Annesiyle de arası açık olduğu için ondan yardım görmemenin sevkıyle hayatını kazanmak için birşeyler yapmaya mecburdu. Bir ticarethanede hamallık ediyormuş. Sömestr başlayınca da garsonluk edeceğini bildiriyordu. Benden doktora tezi için birkaç kitabın filimini istedi. Aldırdım. Hakiki adresini bildir de göndereyim diye yazdım. Yine cevap yok. Uppenbornstrasse’deki evden çıkmıştı. O evde şimdi Çek kızı kalıyordu. Bir öğrenci pansiyonuna taşındığını bildirmiş, mektupları eski adresine göndermemi istemişti. Şimdi 1500 liraya mal olan fotokopi ve mikrofilimleri kendisinin olmayan adrese göndermek istemediğim için 30 Ekim’deki son mektubumda acele adres istedim. Hâlâ yok. Tabii buna çok canım sıkıldı. Şimdi senden soruyorum: Onun durumu hakkında esaslı bilgin olduğuna göre bana yaz. Vaziyeti nasıl? Bu Çek kızına olan düşkünlüğü neden? Resmini görmüştüm. Pek âhım şâhım bir şey değildi. Finlandiyalı zengin bir Tatar kızıyla evlenseydi daha iyi ederdi. 27 yaşını doldurdu. 28 e gireli 4 ay oldu. Hâlâ basit bir doktorayı yapamayıp Çek kızına âşık olmak ne biçim iradesizlik. Sonra buyrun askere diyecekler. Yüksek tahsil falan yapamadan bir banka memuru ve mütercim olarak kalacak. Bunca emek hebâ olacak. Sen bana bu konuda herhalde çok konuştuğun için ayrıntılı bilgiler verebilirsin. Bekliyorum.

Benim durumum şu: Numune Hastanesinin verdiği 4 aylık raporu Adlî Tıp tasdik etmemiş. Reviri olan bir hapishanede yatsın demiş. Demek ki bu günlerde kapımı çalıp bana buyrun diyecekler. Hükûmet de kurulamıyor. Hatta Meclis Başkanlık Divanı da kurulamıyor. Onlar kurulsa Mecliste bulunan Basın Suçlularına ait kanun belki derhal kabul olunur. Kayabek 7 ayını doldurdu. Soğuktan başka şikâyeti yok. Her neyde, benim dertlerim tükeneceğe benzemiyor. Daha, 11 ay önce taşındığım evi düzenleyemedim. Ev Maltepe’dekinden daha dağınık. Yaşlandığım için çabuk yoruluyor ve iş yapamıyorum. Zaten iki yıl önce bir enfarktüs geçirmiş olduğum da Numunedeki elektrolardan tesbit edildi. Kâniye ve oğlu (ile üvey kızı) haftada iki gün bende kalıyorlar. Beş gün yalnızım. Tabii bu beş günde yemek ve bulaşık işleri çok zaman alıyor. Ötüken’e makale yetiştirmek de ayrı bir dert. Çok güç geliyor. Sana bu mektupla son 4 Ötüken’i gönderiyorum. MHP nin yobaz güruhu elinde bu hale gireceği belliydi. Ötüken’in okunmasının parti tarafından yurtlara yapılan genelge ile yasaklandığını da …… araya giren Yüksek Kimya Mühendisi Mehmet Orhun’a itiraf etti. Artık bu şartlar altında onunla ilgiyi idamede mânâ yoktu. Her türlü münasebeti kestik. Hele 8 Aralık 1969 tarihli Cumhuriyet’teki röportajı gördükten sonra gözümden tamamen düştü. Bu gazeteyi bana Yılanlıoğlu gösterdi. Biliyorsun araları açık. ……. aleyhinde dosya tutuyormuş. Bir gün eve gelip gösterdi: Ümit Yaşar adlı bir şairin “Siyasiler Ne Dediler” başlıklı yazı serisinin sekizinci veya dokuzuncusuydu. Gazetenin bir sayfasını kaplıyordu. Son sorulardan biri de şu idi: “Yazar ve şairlerden hangilerini beğenirsiniz?”. Türkeş’in cevabı: “Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Pir Sultan Abdal” ve ardından tanınmış bir iki şair adı daha. Hepsi ……… Ben bunu o zaman görseydim Ötüken’de onu allak bullak ederdim ama haberim bile olmadı. Bizimkilerden kimsenin görmeyişi de hayret. Gördün mü Türkçü lideri? Bu cevaptan sonra artık söylenecek başka söz kalır mı? Demek ki Türkeş hakikaten ne yaptığını bilmiyor. Buna gazete tahrifi diye bakılamaz. Koca bir sayfa. Sonra yanlış, olsa olsa bir isim üzerinde olabilir. Bütün isimler yanlış geçmiş olamaz ya. Nihayet yanlış geçmişse tekzip olunup Türkçü efkâra duyrulur. Şimdi Çarpanistler vesaireye uğurlu, kademli olsun. Burada seçim sonuçları hakkında giriştiğim bahislerde 34 şişe bira kazandım. Ben en çok 3 mebus çıkarabilirler demiştim. İzzet 10 mebus, Muzaffer en az 20 mebus demişti. Şimdi 34 şişe birayı nasıl içeceğimi düşünüyorum. Sizlerden kimse olsa beraber içeriz ama yoksunuz. Ne yapalım? Yalnız içerim.

Kâniye’nin oğlu Hakan 41 aylık oldu. Onu çok seviyorum. Çok da acıyorum. Galiba evi ocağı dağılmış insan olarak onda evlât sevgisini buluyorum. O da beni seviyor. Arasıra kavga ediyoruz. O zaman bana “Sen Ay’a git” diyor. Ben de Kara Çakal beni yesin diye Aya gitme hazırlığına başlıyor ve Kâniye’ye şapkamla paltomu hazırla. Orada yemek yok. İki dilim ekmek ver. Orası karanlık. Bir mumla bir de kibrit ver diye karşılık verince pişman oluyor. Biraz sonra barışıyoruz.

Finlandiya’yı gördükten sonra buradaki rezaletler seni üzmesin. Alış. Başka çaremiz yok. Yurt bizim. Burda ölmeye mecburuz. Sonuna kadar devam… İşte o kadar. Ben sonumun geldiğini hissediyor ama, yine de vazife saydığım nesneyi yapmakta devam ediyorum. Sonlar daima tatsız, hatta acı oluyor ama başka çare yok.

Ev adresin hangisi? Dergileri ev adresine göndersem daha iyi değil mi? Tunga ve Örpen kim bilir ne kadar büyümüşlerdir. Seninle de dünyayı ıslah için bir mülâkat yapabilseydik neler öğrenirdin, neler… Türkiye’de her bakımdan düzen bozuk. Netice bu olur. Halûk Çay askere alındı diye bir haber duydum. Kimsenin kimseden haberi yok. Onun da durumu çok kötü.

Altaistik kongresine ait bir broşür falan yayınlandı mı? Faruk Sümer’i gördün mü? Kâzım Kopraman ne oldu? Ona ve Aka’ya selâm söyle. Selçuk Tarihi Enstitüsü’nün çıkacak cildinde benim takvimlere ait büyük bir yazım vardı. Tashihlerini ben yapmak istiyordum. Sümer İngiltere’de olduğu için yollanmadı. Tabii şimdi dönmüştür. Görürsen söyle: Ben hapise girmeden yollasın da düzeltmeleri ben yapayım. Yoksa fahiş yanlışlar oluyor. İstanbul yaşanır şehir değil. 3 milyon ahmak köylü ile dolu dev bir köy. Nizam, intizam hak getire. Pisliğine de diyecek yok. Bu bakımdan Ankara çok ileridir. Neyse. İktidara geçince bunları düzeltiriz. Selâmlar. Yenge’ye hürmetler. Çocukların gözlerinden öperim.

T.T.K.

Atsız