İsmail Hakkı Gökhun’a (14)
11 Aralık 1973
Azizim Şaman,
Eve yazdığın mektubu Nejdet Sançar bana, Toptaşı cezaevine göndermişti. Sıkıntıdan cevap veremedim. Dün beni Numune Hastanesindeki Mahkûmlar Koğuşuna naklettiler. Kaloriferli olması bakımından, tabii, iyi. Fakat ötekinden daha çok bir hapisane havası var. Dört kişilik koğuşun kapısı kilitli. Jandarma bekliyor. Ötekinde bahçe vardı. Bunda yok. Benden başka bir tek mahkûm var. Zincirle bağlı. Ötede tahayyül kolaydı. Güzel çay bulunuyordu ve kalorifersiz olmakla beraber çay ve bisküvit rahat geliyordu. Burda yemek veriliyor ama kaşık ve bardaklarımı epey uzak bir yere kadar jandarmayla gidip yıkamak mecburiyetindeyim. Bununla beraber maneviyatım yüksek. Hapse gireli bir ay oldu. Daha bir defa bile kızmadım. Yalnız bu koğuşun bakımsızlığı, pisliği can sıkıyor. Paspas falan yapıldığı yok. Helâdan bozma bir yer. Hamam böcekleri geziyor. Hapse girince pek çok dost telgraf ve mektupla geçmiş olsun dedi. Kâzım Kopramanla birlikte telgraf çekenlere, bizimkilere teşekkür et. Kâzım ile İsmail Aka benim makalemin tashihine lütfen baksınlar. Uzundur ve dikkat ister. Ancak onlar yapabilir. Buğra hakkında verdiğin haberler ve öğütlerine memnun oldum. Sen ordaki yaratıklarla mücadelene devam et. Tanrı güç versin. Ben de çıkarsam, Türk Tarihini, eksikgedik, bir an önce çıkarmaya gayret edeceğim.
Selâmlar ve sağlık dilekleri. Yenge’ye hürmetler.
Tunga ve Örpen’in gözlerinden öperim. Bana ağır gelen şey nedir, biliyor musun? Minimini Mâviş’ten uzak kalmak.
T.T.K.
Atsız