Yücel Hacaloğlu’na (24)

Hüseyin Nihal Atsız·

16 Ekim 1972

Azizim Hacaloğlu,

12 tarihli, acı haberli mektubunu şimdi aldım. Böyle zamanlarda teselli sözlerinin ne kadar zayıf kaldığını biliyorum. Fakat başka bir imkân olmadığı için sana sabır ve kuvvet, merhum annene de Tanrı’dan rahmet dilemekten başka bir şey yapamıyorum. Hele böyle hayvan bir şoförün hayvanlığı yüzünden gelen ölümün sana ne kadar acı vereceğini biliyorum. Dediğin gibi insan çok dayanıklı bir yaratıktır. “Allah insana dayandığı kadar acı vermesin” sözü ne kadar doğrudur ve insanın nelere katlandığını gösterir.

Ben yeni eve taşınamadım. Geçen yılın Mayıs’ında gireceğim eve galiba bu kış da giremeyeceğim. Müteahhit sözünde durmuyor. Bu sefer kesin söz vererek 1 Ekim’de gireceğimizi söylemişti. Hatta bana telefon ederek 1 Ekim’de kamyonla seni taşımaya geleceğim demişti. Nejdet Sançar da bu iş için yine İstanbul’a gelmişti. Fakat telefonda bize inşaat yerinde buluşmak üzere verdiği sözü de tutmadı, gelmedi. Bunun üzerine ben ortağına telefon ederek epey acı konuştum. Kendisi ertesi gün bizi arayarak buluştu. Nejdet çok ağır konuştu. Adam epey müteessir oldu ve 15 gün daha müsaade istedi. Ben 15 gün sonra da işleri bitireceğine inanmıyorum.

Yani % 95 ihtimalle bu kış da buradayım. Beni asıl üzen şey Kâniyelerin durumu. Yanımızdaki kocaman biçimsiz binanın bir dairesinde oturuyordu. Orası da müteahhite verildi. Bu ayın 20’sinde çıkmaya mecbur. Ev bulamıyoruz. Soğuklar da geldi. Hele o minimini herifi, Hakan’ı düşünüyorum. Pek sevimli bir şey. Onun tâbiriyle “manyak ayu adamlar” yüzünden biz sıkıntı çekiyoruz. Bilmem ne olacak.

Ötüken’in Ekim sayısını gönderdim. Sen işleri orada anlamadıktan sonra ben gazete haberlerinden hiçbir şey anlamıyor, yalnız radyo haberlerinden kesin mânâlar çıkarıyorum.

Selâm ve iyilik dileklerimi yollar, Terken Yenge Hanım’a selâm ve hürmetlerimi gönderirim.

Atsız