Mustafa Kayabek’e (7)

Hüseyin Nihal Atsız·

11 Haziran 1973

Azizim Kayabek,

Epey önce size bir mektup göndermiştim. Bugün mektup yazmak günü olduğu için dostlara ikişer satır karalamaya sıra geldi. Önce şunu bildireyim: İzzet Yolalan, Ayla Hanım’ın adresini kaybettiği için ona dergi gönderememiş. Ben de bundan sonra göndermeye lüzum kalmadı dedim. Size istediğiniz dergileri yollamıştım. Kahratlıya da iki tane göndermiştim. Şimdiye kadar çoktan çıkması gereken Haziran sayısının gecikmesi canımızı sıktı. Şimdi postaya bakacağım. Ağır paketleri eve getirmeyip ihbarname bırakıyorlar. Biz gidip alıyoruz. Eğer dergiler geldiyse ilkönce size postalayacağım. Sizden sonra da Hasan Oraltay’a.

Sizin hapishanede yalnız olarak kaldığınızı bildiren bir haber çıktı. Gazetelerin ikisinde de resminiz var. Bunları sizin için saklıyorum. Gelince alırsınız. Oraya göndererek eşyanızı çoğaltmak istemedim. Ben yolculukta en az eşya ile gitmek istediğim için herkesi de öyle düşünür sanıyorum. Turan’dan aldığım bir mektupta size yazmak istediği, fakat sizin İstanbul’da serbest olarak gezdiğiniz rivayeti dolaştığı için yazmadığı kaydediliyordu. Onun tatlı bir hayal olduğunu, yazmasını bildirdim.

Ben hâlâ yerleşemedim. 15 Temmuza kadar da yerleşecek değilim. Hareketlerim ağırlaştı, çabuk yoruluyor ve bıkıyorum.

“Minimini Mâviş Cin Kerata” dün üç yaşını doldurdu. Ele avuca sığmaz bir haşarı olduğu için hergün annesinden dayak yiyor. Tatlı çakır gözlerinden akan gür yaşları görünce içim ona karşı sevgi ve şefkatle doluyor, yarın büyüyünce kimbilir başına neler gelecek diye onu annesinin elinden kurtarıyorum. Zaten o da dayak yemeye başlayınca “dede beni al” diye yardıma çağrıyor. Bu yüzden annesiyle aramız açılıyor.

Evde kırkayak çıktı. Ne olduğunu sordu, söyledik. Kırka pek aklı ermediği için olacak ona hep “dörtayak” diyor. Velhasıl bu çocuk benim ömrümde açan son çiçek oldu. Yarın ne olacak bilinmez ama bugünkü masum haliyle onu çok seviyorum.

Türlü vesilelerle sizi her gün anıyoruz. 10 ayın ikisi geçti. Izdırap yılları bile rüzgâr gibi geçer. Hele insan oyalanacak bir şey buldu, kederi arkaya attı mı, bu yıllar daha çabuk geçer. 69 yıl epey uzun olduğu halde bana dün gibi geliyor. Ne yapalım? Mukadderatım bu. Değişmez.

Sizinle uzun uzun konuşmak isterdim ama imkânı yok. Onu dönüşünüze, buluşmamıza bırakalım. Hoşça kalın Kayabek. Selâmlar ve sağlık dileklerimi gönderirim. Tanrı Türk’ü Korusun.

Atsız