Adile Ayda’ya (29)

Hüseyin Nihal Atsız·

5 Eylül 1975

Çok Muhterem Adile Hanım,

Sizinle telefon konuşması yaptıktan sonra, vaktiyle okuduğum bir hikâyeyi hatırladım: İnsanlığın tarihini öğrenmek için, ilmî bir heyet kuran genç bir hükümdar otuz yıl sonra kendisine bir kaç cilt halinde takdim olunan özetleri de çok bularak, daha kısaltılmasını istemiş. Bir kaç yıl sonra insanlık tarihini tek cilt halinde ihtisar eden ve artık, arkadaşları ölmüş olduğu için, tek kişi kalan, ilmî heyetin son üyesi hükümdarın huzuruna çıkınca, onu ölüm döşeğinde bularak şaşırmış. Hükümdar’ın: “Yazık! Bu kadar çalışmaya rağmen, demek insanlığın tarihini öğrenmeden öleceğim” demesi üzerine, yaşlı bilgin: “Üzülmeyin hükümdarım, ben size insanlığın tarihini kısaca anlatayım: İnsanlar doğdular, ızdırap çektiler ve öldüler” diyerek, beşer tarihinin bir kaç kelimelik en kısa özetini yapmış.

Hayatın unutulmayan tarafı da yalnız ızdıraplar olduğuna göre, bu hikâyede bir hakikat payı olduğu muhakkaktır. Ben, Askerî Tıbbiyede iken, yukarı sınıflardan bir talebe: “Hayatın elem olduğu doğan çocuktaki hayat belirtisinin ağlamak oluşundan bellidir” demişti.

İnsanlar birer kap gibidir. Hayatın kederiyle dola dola, öyle bir an gelir ki, gülmek unutulur. Bereket versin, insan ızdıraba alışır da yaşamağa devam eder. Kızınızın “sürgüne” gitmesi ülel’emir baylar için gayet basit bir hâdisedir. Fakat kızınız için ve sizin için bunun manası çok başkadır. Hayattaki tek sıkıntı bu sürgünden ibaret kalsa, mesele kolaylaşırdı. Fakat bir çok küçük sıkıntılar birike birike büyük bir yekûn tutunca iş değişiyor. Size ve kızınıza sabır dilemekten başka ilâç yok. Eğer kızınızın Millî Eğitim Bakanlığı içinde görev alabilecek durumu varsa ve kendisi isterse, lûtfen bana bildirin. Bir dostum var, ona yazarak, bir imkân araştırayım.

“Yolların Sonu” hakkındaki, ülküdaşlıktan doğan, iltimaslı takdirlerinize teşekkür ederim. Bu takdir, sizin gibi salâhiyetli birisinden geldiği için, cidden memnun oldum. İki mektubunuza tek mektupla cevap vermemin sebebi bizim de başımızda mühim bir derdin bulunmasıdır: Apartımanımızdaki daire sahiplerinden bazıları emlâk alım vergisini şimdiye kadar yatırmadıkları için, topyekün su ve elektiriğimizi kesmeğe kalktılar. İstanbul’un diğer bazı bölgelerinde böyle bir durum karşısında yalnız vergi vermeyenlerin elektirik ve suyu kesildiği, doğrusu da bu olduğu halde, bizde bu usulün tatbikine yanaşmadılar. Belki iki haftadır bu işle uğraşıyoruz. Zavallı Reşide Sançar bu haliyle yorulup bitkin bir hale gelinceye kadar resmî dairelerde uğraşıyor, bazı dostlarımız da bize yardım ediyor. Bana da, bu hengâmede, telefon santral memurluğu vazifesi kalıyor. Telefonum olduğu için, telefonla yapılacak işler bana düşüyor ve bazen uzun süre gelecek bir cevabı telefon başında, nöbetçi gibi bekliyorum.

Hele suyun kesilmesindeki faciaya kimsenin aldırdığı yok. Herkes keyfinde, seyrinde, seyranında… Ben hapishanelerde türlü sıkıntılar arasında, bilhassa su sıkıntısı çekmiş, cezaen nefer olarak yaptığım askerlik hayatımda, sabun olmadığı için, toprakla yıkanmış, karavanalardan yemek yemiş bir insanım amma, artık 71 yaşında ve kitap yazmanın huzurunu ararken, bunlar ağır geliyor.

Kendi kendimin doktoru olmağa çalışarak, ki herkes için az çok doğrudur, sıhhatimi korumağa uğraşıyorum. Sizin de sıhhatte olmanızı yürekten arzu ettiğim için, İsoptin almanızı rica etmiştim, yine de ediyorum. Emin olun, hiç bir fena yan tesiri yok. Bazı ilâçlar, bilhassa sülfamitler, bazı bünyelerde allerji yapar amma, İsoptin onlardan değil. Her gün, üç defa, bazen de iki defa alarak, kalbinizi hastalıklardan koruyabilirsiniz. Uykunuz da mühim. En iyi teskin edici ilâç Serepaks’tır. Baş ağrısı yapmaz.

Vaktiyle, Dr. Mazhar Osman, bir yaşındaki uykusuz ve asabî oğlum Buğra’ya bile aylarca kullandığımız müsekkinler vermişti.

Bahsettiğim gaile dolayısı ile, cevapta gecikmemi bağışlayın. Bazen, hiç bir şey yapmadığım halde, herhangi bir iş için vakit bulamıyorum. İşte asıl ömür törpüsü günler bunlar oluyor. Yoksa, dört başı mamur olduktan sonra, çalışmamak, ancak bazı profesörlerle mebuslara has bir karakterdir.

Derin saygılarımı ve sağlık dileklerimi bildirerek bitireyim.

Tanrı Türkü korusun. Siz de, halis bir Türk olduğunuz için, sizi de korusun.

Atsız