Adile Ayda’ya (27)
26 Haziran 1975
Çok Muhterem Adile Ayda Hanım,
Milletin ve memleketin halini görüp, bedbinliğe kapılmakta haklısınız. Ahlâkın sukutu, hayvanî bir kazanç hırsı, partilerin birbirini yemeleri, dış dünyanın bize karşı takındığı tavır ortaya korkunç bir manzara koyuyor. Fakat buna rağmen ümitler kaybolmuş değildir. Tarihimizde bundan daha müthiş devreleri atlatmış bir millet olarak, vartadan kurtulma yollarını bilmekte tecrübemiz var. Kıtlık ve hastalıkla insan ve hayvanların onda sekizinin öldüğü, Türklerin ölü hayvan ve insan kemiklerini dövüp un haline getirerek, kızgın demirle kavurup yediği, öylece yaşayıp kurtulduğu ve yine yükseldiği devirler geçirilmiştir. Yalnız Orta ve Batı Anadolunun 30-40 parçaya bölünüp boğuşulduğu zamanlar olmuştur. İkinci Mahmud çağında Rumeli, İstanbul ve Ege’de Rumların çoğalıp, bütün deniz ticaretini ellerine alarak zenginleştiği, buna karşılık Türklerin yoksulluktan bitkin hale gelip, donanmaya bile efrad bulunmadığı ve donanma personelinin dahi Rumlardan alındığı, Etniki Elefteriya Cemiyetinin aynı anda bu bölgelerde ihtilâl ve katliâm yaparak Bizansı kurmağa karar verdiği ve devletin, bütün memurları ve Türkleri, silâhlı gezerek, her ihtimale karşı hazır bulunmağa çağırdığı günler olmuştur. Daha dün de, Türkiye’nin büyük bölümünün işgal edildiği, Çerkeslerin bile, Türkiye içinde, ayrı devlet kurmağa kalktığı bir devir atlatılmıştır.
Bütün bunlara rağmen, 3000 yıldır devletle yaşamağa alışmaktan doğan manevî bir kuvvetle Türk milleti bunları yenmiş, tehlikeleri yok edebilmiştir. Bugünkü buhran dahi atlatılacaktır. Diyarbakır hâdiseleri bir Kürt ayaklanmasıdır. Talebe hareketleri komünist hazırlanmasıdır. Fakat bunların karşısında henüz susan bir yığın var ki, bir şahlanırsa, komünistini de, Kürdünü de bir anda yok etmeğe kadirdir. Şu var ki, bu Oğuz taifesi başını taşa çarpmadan tehlikeyi kavrayamıyor. Fakat artık taş ona çarpmağa başlamış ve uyanma alâmetleri belirmiştir. Bu sebeple, madalyonun öteki yüzünü de düşünerek, karamsarlığı uzaklaştırınız. Kendi hayatımızın aksi gidişleri de bizi bedbinleştiriyor. Bir geçiş devresindeyiz. Bir makalenizde çok güzel bir cümleniz vardı. Şu anda ancak mealini söyleyebileceğim: “Fertler gibi milletler de, çaresiz kaldıkları zaman maziyi hatırlar” gibi bir şeydi amma daha güzeldi.
Siz, bunu söyleyen Türkçü aydın olarak, maziden gelen hızın sendelemeyi önleyeceğini düşünün ve müsterih olun.
Size, size lâyık bir vazifenin verilmeyişine hayret ediyorum. Belki de kadınların çarşaflanıp kafes arkasında oturmasını isteyen Erbakan zihniyeti buna engel olmuştur. Sağlık dileklerimi yollar, derin saygılarımı sunarım. Tanrı Türkü korusun.
Atsız