Adile Ayda’ya (21)

Hüseyin Nihal Atsız·

13 Kasım 1974

Pek Muhterem Adile Ayda Hanım,

Önce atlattığınız sıhhî arızalardan dolayı geçmiş olsun diyeyim. Ben de son bir iki aydır bir şey geçiriyorum. Rahatsız olup da doktora gitmemek hayatımda yaptığım şey değildi. Eski tıbbiyelilikten kalma alışkanlıkla bunu hiç ihmal etmezdim. Bu sefer, her şeye karşı duyduğum isteksizlik sağlığımın kontrolüne de sirayet etti. Zannederim beklemekten sıkılıyorum. Hangi doktora gitseniz, bekleme odası dolu. Fakat nihayet davranacağım bir gün gelecek amma ne zaman, bilemem.

Ötüken’de bahsedilen Kültür ve Töre Derneğinin kurucuları İzmir bölgesindeki Türkçüler. İçlerinden emekli memur olan bir tekini tanıyorum. Ötekiler hep gençlerden ibaret. Türkçülük yurdun her tarafında yaygın, fakat teşkilâtsız. Bununla beraber, ileriye ümitle bakmağa yetecek bir gelişme olduğu muhakkak. Memleketimizdeki siyasî komediden tiksiniyorum. Mahalle çocuklarından farkları yok. Hitler’i Demokrasiye düşman eden şey de, zannederim, böyle bir ortamdı. Yine cunta sözleri, ordunun müdahalesi söylentileri dolaşıp duruyor. Komünistler de, yine sokaklara döküldüler. Bakalım, göreceğiz.

Köln’de çalışan ve gazeteci sayılan oğlum Yağmur, bir heyetle birlikte, Moskova ve Leningrad’a gitmiş, ilgi çekici haberler verdi: Leningrad’da Alman korkusu, Moskova’da Tatar korkusu halâ devam ediyormuş. Kırım orduları Moskova’yı bir kaç kere zaptedip yaktılardı. Daha önce de Altın Orda’ya haraç veriyorlardı. Her iki şehirde de kalabalık olan Türkler Yağmur’u ve eşini her gördükleri yerde candan karşılayıp konuşmuşlar. Bir tanesi de sokakta: “Sakla samanı, gelir zamanı” diye bir atalar sözü vardır. Biz samanı saklıyoruz amma zamanı ne zaman gelecek.” deyip uzaklaşmış.

Yağmur, iki şehrin de hiç bir özelliği olmayan Avrupa taklidi şehirler ve kalkın kaba giyimli olduğunu, bununla beraber sefil kılıklı insanlara rastlanmadığını, yalnız Türkistan’dan gelmiş bazı köylülerin kılıklarının pek fakirane olduğunu, lokantalarda kuyruk olup yemek yendiğini, kuyrukta beklemenin uzun sürdüğünü yazıyor.

Fırsat bulursa, bir daha sefere Türk şehirlerine de gitmek istediğini bildiriyor. Ben, daha önce, Orta Asyadaki Türk Cumhuriyetlerine giden bir müzisyenle konuşmuştum. Bana projeksyonla resimler göstermişti. Durum çok ümit verici. Asıl mühim mesele Türk alfabesini birleştirmek ve tek lehçeye gitmekte olacak.

Selâm ve sağlık dileklerimle derin saygılarımı gönderirim.

Tanrı Türk’ü korusun.

Atsız