Yücel Hacaloğlu’na (23)

Hüseyin Nihal Atsız·

10 Ağustos 1972

Azizim Hacaloğlu,

2 tarihli mektubunu aldım. Sıcaklardan bunalırken geçende burada iki dakika süren ve zannederim bir kasırga yavrusu olan tabiat olayı az daha benim kitaplardan bir kısmının canına okuyacaktı. Saat sekiz buçukta havanın pek karanlık olması dikkatimi çekmişti ama tabii güneşteki patlamalardan, aydaki çatlamalardan falan haberim yoktu. Bildiğim tek şey İsmet …….. fesadı, Bülent Ecevit’in nifakı, Halk Partisi’nin şerrinden ibaretti. Dolu ile, buz parçalarıyla birlikte başlayan sağanak bir anda bizim evin önündeki caddeyi dereye çevirdi. Karışık ve sert bir rüzgâr da esiyordu. Yukarı kata şarıl şarıl yağmur iniyor, yukarı kattan da aşağı katlara dökülüyordu. Tabii ben bunlara aldırmadan arka odadaki kitapların yanına gittim. Şimdiye kadar en mahfuz oda diye bildiğim bu odanın pencerelerinden içeri su fışkırıyor, sular pencere yanındaki dolaplara giriyordu. Bu odadaki dolapların kapakları açıktı. İlk üçünün kapaklarını geçirebildim. Son ikisindeki kitapları da kucak kucak alıp dışarda, mutfağın önündeki boşluğa yığdım. Bazılarının dipleri ıslanmıştı. Yani hengâmeyi asgari zayiatla atlatmıştık. Bu sağanak ve rüzgâr iki dakika yerine 10 veya 12 dakika devam etseydi belki de ev yıkılırdı. Ben ömrümde böyle şey görmedim. Anladım ki bizim memlekette herşeyden önce bir mazgal reformu yapmak lâzım. Mazgal olmadığı için Eminönü vesair meydanların yağmurlu havalardaki halini bilirsin.

Hasan Eren hakkında verdiğin bilgiye teşekkür ederim. Kalitesiz kişi olduğu anlaşılıyor.

Galip Erdem’den nazikane bir mektup aldım. Tabii, işi uzatmamak için cevap vermedim. Zaten vaktim de yok. Yine bunalmış durumdayım. Yeni eve ne zaman gideceğimiz hiç belli değil. Dün müteahhit geldi. Vehbi Koç firmasına ısmarladıkları radyatörleri bekliyormuş. Radyatörler dışında da hakikaten pek az iş kaldığını kendi gözümle de görmüştüm. Oraya taşınmadıktan sonra burdaki perişanlık ve dağınıklık devam edip gidecek. Sizin geldiğiniz gün tesadüfen evin en topluca olduğu bir gündü. Dağınık gününe rastlasaydınız, sen değil ama senin Hanım ve Baldız belki de korkarlardı. Bazen örümceklerle müsavi şartlarla oturuyoruz. O sağanağın bir tek faydasını gördüm: Dört günde bir akmaya başlayan su yine üç günde bir akmaya başladı ama sıcak günler tekrar gelirse bilmem ne olur. Ağustos’un sonuna yaklaşıyoruz. Bakalım nasıl gelişmeler olacak? İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’nın bildirisinde bahsolunan sabotajcılar olarak bakalım kimler çıkacak. Yani milletçe, devletçe nefis bir uykuya dalıp uyumuşuz. Hâlâ da uyuyoruz. Vaktiyle 1944’te bize yapılan muamele ile bu komünist itlere yapılan arasındaki farka bakarak deli olmak işten bile değil. Bunlara radyo bile veriliyor. Bizim hücrede konuşmamız yasaktı. Neyse uzatmayalım. Selâm ve sağlık dileklerimi yollarım.

Atsız