Yücel Hacaloğlu’na (17)

Hüseyin Nihal Atsız·

4/5 Şubat 1972

Azizim Hacaloğlu,

18 Ocak tarihli mektubunla tebrikini aldım. Sağ ol. Benim halimi biliyorsun. Hele bu kış beni fenersiz yakaladı. 13 Ocak’tan beri hastayım. Bir türlü geçmeyen bir bronşit beni eve bağladı. Sobasız odalarımızda ısı bazen 2 dereceye kadar düşüyor. Bronşitli bir hasta için bu ısıda kalkıp soba yakmanın ne belâ olduğunu çekmeyen bilmez. Oturduğum odada hem aygaz sobası, hem de gaz sobası yanıyor. İkisi birden yanınca palto ile oturulur hale geliyor. Fakat bu odadan dışarı çıkmak mühim bir problem. Neyse…. Bunları geçelim de memlekete dönelim: Mektubunda Türkiye’nin güzel bir tablosunu çizmişsin. Zaten Sicil Nazırı olduğun için senden başka türlüsü de beklenemezdi. İdamlar hususunda ……. sert bir tepki görünce yine manevra yapmak istedi. Bakalım, yakında idam mazbataları Meclis’e gelince ne … edecek. Yalnız, mektubunda, Ankara’dan iki, İstanbul’dan bir kişinin idam olunacağı hakkındaki söylentilere mânâ veremedim. Bir kere Ankara’da şimdiden idamları kesinleşmiş üç kişi var. Sonra idama mahkûm edilip de Askerî Yargıtay’ca cezaları müebbed hapse çevrilen diğer 15 kişi hakkında da aynı şeyler düşünülebilir. Tabii bütün bunlar için beklemek lâzım. Sıkıyönetim mahkemeleri bazen pek yavaş ve yavan hareket ediyor. Bu kadar hukukşinaslık millî menfaatler için çok zararlıdır. Dediğin gibi memleketin bugünlük en sağlam unsuru ordudur ama komünizm onlara da bulaştı. Hele deniz kuvvetlerine… Zaten Mahir Çayan’ın kaçması büyük bir yardımın eseridir. Erim “Bu meseleyi daha fazla kurcalamayın,” dedi.

Beyni yıkanmışları kışkırtıp da dışarda gezenler için neden işlem yapılmıyor? Bunları koruyanlar kim? Hani hukuk devleti olduktu? Yabancı gazetecilere bile hesap verecek kadar açık rejimdik? Bir söylenti de Çayan’ın MİT ajanı olduğudur. Başka türlü kaçmak da pek kolay değil. Bilmem bunu sen de duydun mu?

Havaların düzeldiği sırada, Mart’ta falan İstanbul’a uğrarsan gel de oturup dünyayı ıslâh edelim.

Evlenmeni Şaman vasıtasıyla tebrik etmiştim. Bilmem sana ulaştırdı mı? Unuttu ise zararı yok. Şimdi bizzat tebrik eder, ikinize de sağlık ve saadetler dilerim. Ötükenleri şimdiye kadar Trabzon’daki adresine gönderiyordum. Ankara’ya tayinini aylar önce Nalbantoğlu’ndan işitmiştim. Fakat o, Ankara’ya temelli yerleşmediğini, arada bir yine Trabzon’a gidip geleceğini söylediği için ben oraya gönderiyordum. Bilmem ki koleksiyonunda eksik var mı? Varsa Sançar, Eriş ve İzzet Yolalan vasıtaları ile tamamlarız. Yalnız, varsa, eksikleri bir an önce bildir. Benim 20 aylık bir torunum var: Kâniye’nin oğlu Hakan. Fakat ben ona “Minimini Maviş Cin Kerata” diyorum. Mavi gözlü, sarışın, pek şirin bir şey. Yağmur eşiyle Köln’e gitti. Spikerlik yapıyor. Buğra Münih’te tarih doktorası hazırlıyor. Konu mühim: Fatih’in ve II. Bayezid’in personel siyaseti. Hocası Kissling bilhassa II. Bayezid’le çok uğraşır ve bu padişahı çok yüksek bulur. Zeki Velidî de aşağı yukarı aynı kanaatte idi. Şimdi Buğra’nın başına iyi bir gaile açıldı. 50-60 yılın Osmanlı tarihini inceleyecek. Çalışmaya başladı. Fakat bazı ağır metinler var ki benim mutlaka yardım etmem lâzım. Yani kabak yine, kısmen de olsa benim başıma patlayacak. Fakat Buğra, cahil görünüşüne rağmen metinleri iyi okuyor ve kavrıyor. Epey de dil biliyor. Buraya döndüğü zaman iyi ve hüsnüniyet sahibi bir profesörün yanına düşerse gelişir.

Şimdi gelelim benim şahsî işime: İşin olursa yaz demiştin ya, işte yazıyorum: “Bin Temel Eser” durdurulduğu zaman ben Evliya Çelebi Seyahatnemesi’nden Seçmeler’in ikinci cildini onlara çoktan göndermiş bulunuyordum. Sonra Kültür Bakanlığı teşekkül etti ve başına malûm ….. getirildi. Onun zamanında bu ikinci cild basıldı. Basımı biterken Bakanlık lağvolundu. Necati Sepetçioğlu “ilk formadan başka bütün formaları bastık” dedi. İlk formanın basılmayışının sebebi usulen başına yazılacak önsözmüş. Sanki Hind kumaşı döşeyecekler. Basım biteli bir ay oldu. Maarif Bakanı’nın da kolu kırıldı. Bu kolla önsöz yazamaz. Senden ricam Kültür Müsteşarı Mehmet Önder’i tanıyorsan şu önsözün biran önce yazılıp kitabın piyasaya çıkarılmasını sağlamasını söyle. Ben ancak bu şekilde telif hakkımı alabileceğim. Bu kış ocağıma incir dikti. Yalnız ısınma parası için günde 14-15 lira gidiyor.

Bizim 4 yıllık dâvamız devam ediyor. Sondan bir önceki celsede, aleyhime oy veren iki üyeyi istifaya dâvet etmiştik. Benim bulunamadığım 19 Ocak tarihli son duruşmada bu talebimiz reddolunmuş. Şimdi 15 Mart’ta savunmalar yapılacak. Ne garip! Bizim mahkûm olduğumuz maddenin aynı fıkrası ile Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesinde Kürtçüler muhakeme ediliyor.

İşte yuvarlak dünya diye buna derler.

Selâm ve sağlık dileklerimle mektubuma son veririm. Şaman’ı görürsen ona da selâm söyle. Türkiye’yi düzeltmeden İsviçre’ye falan gitmeye kalkmasın.

Tanrı Türk’ü Korusun.

Atsız