Turan Kekevi’ye (20)

Hüseyin Nihal Atsız·

29 Nisan 1975

Azizim Turan Beğ,

Kederli mektubunuz beni de kedere boğdu. Duygularınızı çok iyi anlıyorum. Bostancı’ya taşındığımız kış, Hakan henüz iki buçuk yaşında iken hastalanmış, hatta bir ara zorla yürüyecek hale gelmiş, ölecek mi kaygısı beynime işlediği için perişan olmuştum. Hakan benim manevî torunum olduğu halde içine düştüğüm kederi hatırladıkça öz oğlunuzu kaybeden sizin mateminizi elbette herkesten iyi kavrarım. Reşide’nin Afşın için 16 yıldır süren yasını gördükten sonra evlât acısının ne demek olduğunu tabii, çok iyi anlıyorum. Tanrı size ve annesine sabır versin. Ne diyeyim…

Ötüken’in Mart sayısı Nisan ortalarında çıktı. Kürşat’ın haberini verdik. Belki yakınlarınıza gönderirsiniz diye size yedi sekiz sayı gönderdim. Mektup da yazdım. Tabii hepsini Eröz Kitabevi adresine postaladım. Bilmem size oradan yolladılar mı? Nisan sayısı da belki yarın bana gelecek. Sançar’ın ölümünden doğan şaşkınlık Ötüken’in Mart sayısını dağınık çıkardı. Cenazeye gelenlerin adları bile yok. Yalnız birkaç kişi var. Bunu Nisan sayısında telâfi etmek için bir liste hazırladım ama bilmem o da doğru ve tamam mı?

Ben sağlığıma dikkat etmeye çabalıyorum ama benim iradem dışında birçok can sıkıcı şeyler oluyor. 24 Mart tarihli celsede mahkeme boşanmamıza karar verdiği için çok memnunum. Şimdi bunun temyiz süresini beklemek, kesinleşmesini beklemek lâzım. Onun için de 6-7 ay lâzım. Reşide ve Kâniye iyiler. Hakan’la aram iyi ama her gelişinde sekiz on defa kavga edip darılıyor, sonra barışıyoruz. Maltepedeki evin bahçesinde solucan öldürüp bana boa yılanlarını öldürdüm diye anlatıyor. Çok palavracı, çok da komik bir şey oldu. Tabancasını sol eline alıp atış yaparken sağ eliyle atmasını söylemiştim. Niçin diye sormuştu. Askerler öyle ateş eder demiştim. Sol elle atarsam ne olur diye sormuştu. Ayıp olur deyince bir ara düşündükten sonra: “Solcu mu derler” diye sormuş, beni güldürmüştü.

Lif kopukluğunun tamamen geçmesi için hem biraz ruhî huzura kavuşmanız, hem de tedaviyi sıkı olarak takip etmek lâzım. Acaba Yenge Hanım ne yapıyor? Nerde? Doğrusu başınıza gelenin tek adı vardır. O da felâkettir. Yaşadıkça dayanmaya mecburuz. Size bir tane Ötüken gönderiyorum. Nisan sayısı gelince ondan da göndereceğim. Mayıs sayısı da baskıda ama ancak Mayıs sonunda çıkar. Bu matbaa biraz çapaçul. Sökedekilere dergi göndermekte devam ediyoruz.

Ben hapiste iken bana Serepax adında bir müsekkin ilâç vermişlerdi. Sabah akşam iki tane alıyordum. Çok iyi gelmişti. İnsanı kederden ve karamsarlıktan kurtarıyordu. İsterseniz doktorlara sorup siz de alın. Faydasını göreceksiniz. Kâniye’ye de ben aldım. Kullandı. Memnun kaldı.

Unutkanlığa karşı en iyi ilâç da “Fitinal” denen damla. Günde üç defa yemeklerde otuzar damla kullanırsanız çok faydasını göreceksiniz. Maddî ve manevî yorgunluğu gideriyor. Onu da yıllardır kullanıyor ve faydasını görüyorum.

Size tekrar sabırlar dileyerek selâm ve sağlık dileklerimi gönderirim. Yenge Hanıma hürmetler. Tanrı’nın rahmeti miniminicik Kürşad’ın üzerine olsun. Yazdığınız ağıtı bekliyorum.

Atsız