Mustafa Kayabek’e (8)

Hüseyin Nihal Atsız·

11 Ağustos 1973

Azizim Kayabek,

Uzun zamandır benden ses çıkmayınca kim bilir neler düşünmüşsünüzdür. Doğrusunu isterseniz ben artık bu dünyadan bıktım. Mektup yazmak bile benim için ciddî bir problem. Dün ilk defa beş, altı haftadır yazmam gereken yerlere kısaca bir şeyler yazarak durumu izah ettikten sonra şimdi (cumartesi günü) uzun uzun yazmak için masa başına geçtim. Beş hafta yattıktan sonra hastaneden çıktım. İki yıl önce hafif bir enfarktüs geçirdiğim, kalbden çıkan büyük damarın kireçlendiği, kanda aşırı derecede lipit (yani yağ) bulunduğu tesbit edildi. Bir de onların hiç araştırmadığı hastalığım var ki bir an önce çıkmak için ben onu söylemedim. Keza kol ve bacaklardaki uyuşmaları sır gibi sakladım. Hastane, emin olun aşağı yukarı hapishane kadar ağır geldi.

Bundan altı ay kadar önce Hacaloğlu bana mektup yazarak cezamın kaldırılması için Dilekçe Komisyonuna başvurmamı teklif etmiş, bir de dilekçe örneği göndermişti. “Bana söz verdiler, işinizi hemen yapacaklar” diye yazmıştı. Reddettim. Siz Eğin’e gittikten sonra Yılmaz Öztuna aynı teklifi yaptı. Ona verdiğim cevapta “milliyetçiliği mahkûm eden cinayete hitap edemem” dedim. Bunun üzerine o ve Tevetoğlu benim cezamın kaldırılması için bir kanun teklifi hazırlayarak bir mebusa imzalatıp Dilekçe Komisyonuna vermişler. Böylece birkaç kişinin mahkûmiyetini kaldırmışlarmış. Tevetoğlu İstanbul’a geldiği zaman bana bunu telefonla bildirdi. “Peki, Kayabek nolacak” diye sordum. “Seninki olunca onunkine de sirayet eder, resmî müracaatla onunki de kalkar” diye cevap verdi. Meğer müracaatta geç kalmışlarmış. Meclis tatile girdi, mesele de kapandı. Meclisteki milliyetçiler 1967 de Kürtler ve Sollar bizim aleyhimize ayaklandıkları zaman yine geç kalmışlardı. Geç kaldıkları da kendi itirafları ile sabitti. Sanki dâvâ bizim şahsî davamız gibi susmuşlardı. Meclis dışında olanlar daha cevval ve enerjik çıktılar. Ekip halinde çalıştılar. Türlü teklif ve tedbirlerden sonra nihayet beni Numune’ye gönderdiler. Yatağa yatınca hasta olduğumu anladım. 35 günün epey enteresan tafsilâtı var. Bunları görüşünce anlatırım. Doğrusu müsbet netice alınacağını hiç ummuyordum. Hatta Şile Hapishanesine gitmeyi tasarlamıştım. Tenha imiş. Tansiyonum 18 den 12 ye düştü. Yüksek tansiyona alışmış olduğum için biraz sendeleyerek yürümeye başladım. Zaten 35 günü hep yatakta geçirdim. Bu sürede benim yattığım serviste 9 ölüm oldu. Daha neler gördüm neler… Hiç umulmadık müdahalelerden sonra bana 4 aylık rapor verdiler. Bu raporu adlî tıp tasdik ederse 4 ay daha hapse girmeyeceğim. Dört ay sonra da elbet üçüncü cihan harbi çıkar.

Aklıma gelenleri yazacağım için insicam olmayacak. Turan Kekevi ordan kalkıp İstanbul’a geldi. Size mektup ve kitap göndermiş. Hiç cevap alamadıkları için endişeli. Onlara oradan hemen cevap yazmanın kolay olmadığını söyledim. Ötüken’in Temmuz sayısı sevkiyatını Sançar yaptı. Sizinkiler gelmiştir. Ağustos sayısı geç çıkacak. Belki de de Eylüle kalacak. Sançar deniz banyosu için Erdek’te. Deniz, bacağına iyi geliyor.

Siz içerde iken serbest olmam bana azap veriyor. Adeta bunalıyorum. Evimin dağınık hali de ayrı bir sıkıntı konusu. Yedi aydır düzene konamayan bu ev artık intizama girer mi bilmem. Her şeye karşı bir isteksizlik. Daimî bir yorgunluk… İşte benim şimdiki durumum bu… Siz dört aydır içerdesiniz. Daha 3 ay kalacaksınız. Tek tesellim tenha yerde oluşunuz. Kalabalığın ne belâlı şey olduğunu bilmezsiniz. Ötüken’de size ithaf edilen şiir (Allaha Ismarladık Diyene) Nejdet’in de benim de gözlerimizi yaşarttı. O kadar yalnız değiliz. Bu sayıda da Ufuk Muz Hanım’ın şiiri çıkacak.

Beş haftada kendi evime yabancılaşmışım. Her şeyin yerini unutmuşum. Tek tesellim “Minimini Mâviş Cin Kerata”. Bazen o kadar iyi ve sevimli oluyor ki onu seyretmek için yaşamak istiyorum. Onda minimini bir adamcığın safiyetini, kederini, elemini, sevincini görmek çok rikkatime dokunuyor. Büyüyünce bu safiyet kalmayacak diye üzülüyorum. İlerde başına neler gelebileceğini düşünüp üzülüyorum.

Evi, ocağı dağılmış kişi olduğum için ona daha çok bağlanıyorum. O da beni seviyor. Biz ikimiz, yeşermekte olan hayatla sönmekte olan hayat böylece arkadaşlık edip gidiyoruz.

Kayabek. Mektubumu kesiyorum. Posta saat 13 te kapanır. Yetiştiremezsem mektup size iki gün daha geç varır. Zaten yazacağım ne varsa hepsini yazdım. Sizi Tanrı’ya emanet ediyorum. Selâmla gözlerinizden öperim.

Tanrı Türk’ü Korusun.

Atsız