Fahreddin Kırzıoğlu’na (1)

Hüseyin Nihal Atsız·

26 Eylül 1958

Kardeşim Kırzıoğlu

İnsan, 1000 yaşlarındaki Dedekorkud’un babası olunca, Yirminci Asrın ortasında ve hay u huy arasında, elbette bunar. Bunayınca da, Mürsel Beğ’e yazdığı mektubu, Atsız Beğ’e gönderir. Ben, şimdi, eski harfleri bilmediği anlaşılan Mürsel Beğ; eski harflerle yazılı bir mektubu alınca, yüzünde hâsıl olacak manzarayı tasavvur ederek, gülüyorum. Mektubun yeni harflerle olduğunu görünce, kendi kendime: “Galiba Kırzıoğlu, asrîleşti” dedim. Fakat, Mürsel Beğ’e olduğunu anlayınca, ferahladım. Ne de olsa, dalgın olmak, asrî olmakdan yeğdir.

Fotoğraflara, çok teşekkür ederim. Üç yeğenimizin de sıhhatte ve gürbüz oluşu, beni memnun etti. Fakat, Kürşad’ı hepsinden çok beğendim. Neden mi? Bu adamcağızın yüzündeki ciddiyet ve vakar, hoşuma gitti. İlm-i sîmâdan, pek anlamam. Ammâ Kürşad, rûhî hamûle bakımından, Ağabeğleri’nden üstün gözüküyor. TANRI, üçüne de, uzun ömür ve iyi ahlâk nasîb etsin. İnşallah, Millet’e hayırlı evlâd olurlar.

Bana, üçünün de doğum tarihlerini yazacaktın; belki de, yazdın. Şimdi, kim olduğunu bilmediğim Mürsel Beğ, belki de eski harfli bir mektubu, bir başkasına okutarak, benim beklediğim malûmâtı öğrenmektedir.

Ben, şimdi mevsimin iyi günlerini geçiriyorum. Malûm ya, Kars’ın iskelesinde, en iyi mevsim güz sonlarıdır. Önümüzdeki 30-40 gün de, böyle iyi günlerdir. İyi günlerde keyfime, hadd ü pâyân yoktur. Ondan sonra, hâlimi sorma. Râtıb ve soğuk havalarda, sabahleyin saat beşte kalkmak, zor iştir azizim. Başına gelmeyen, bilmez.

Şimdi sana “Tanınmamış Osmânlı Tarihleri” ile tarafımdan keşf olunmuş bir Osmânlı Takvimi Târihi’ni, bir de “Bozkurtların Ölümü”nün İngilizce Özeti’ni yolluyorum. Daha ne alacağın varsa, Mürsel Beğ’e giden mektupla bildir.

Bedriye ve Buğra, Almanya’dan döndüler. 18 Eylül’de, Buğra’nın mektebi başladı. Ben ise, ‘ilimsel mesaime, bir türlü hız veremiyorum. Yaşım 54. Birçok Avrupa ve Asya Devletleri’nden, daha yaşlıyım. Korkarım, eserlerimi bitiremeden, İRCİ’Î EMR-İ ŞERİFİ’ne, lebbeykzen-i icâbet olarak, ‘azim-i gülşensarây-i lâhût olacağım. Sana tavsiyem: Çok işe birden başlama. Her ne kadar Kars’tan başka bir konu ile uğraşmaz isen de: Kars’ın tarihi, coğrafyası, etnolojisi, folkloru, felsefesi, riyaziyesi falân derken, işi dağıtabilirsin. Sonra pişman olursun. O pişmanlığı duymamak için, sınırlı bir alanda kal.

(1944 Mayısında; “Irkçılık ve Turancılık”la suçlanan, İstanbul Üniversitesi’nden uzaklaştırılan, Ord. Prof. Dr. Ahmed Zeki Velidî (TOGAN) Beğ (Almanya’daki hocalığından) döndü döneli, bir defa Süleymaniye Kütüphanesinde, iki üç dakika konuşabildim. Kimseyi gördüğüm yok. Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki, softalar Şâhı Hâli ARICAN’la, Şamanîlik-Müslümanlık münakaşaları yapıyor ve onun dışında, hiçbir şeyle uğraşmıyorum. Ona, Manzum hicivler yazmağa başladım. Bir tânesini, sana da bildireyim:

Şimdiden Cennet’i tutmuş Arıcan,
Hûrîler emrine, âmâde onun.
Cümle âlem; ya masondur, yâ gâvur;
Din, diyânet ve ilim sâde onun…

İşte bizim ahvâl-i perişânımız, bu merkezde. (Dede Korkut Destânları ile ilgili ve çok istediğin, emsâlsiz bir yazma olan) Kitab-ı Bahrü’l-Ensâb’ı bulursam, sana derhal bildireceğimden emin olabilirsin. Netice-i kelâm; selâm ve sağlık dileklerimi yollarım. Yengemiz (Nebahat)a, saygılarımı gönderirim. ILGAR, DEDE KORKUT ve KÜRŞAD’ın gözlerinden öperim.

Atsız