Adile Ayda’ya (18)
13 Mayıs 1974
Muhterem Adile Ayda Hanım,
28 Nisan tarihli mektubunuzu okuyunca, artık bende unutkanlıkların çoğaldığını görerek toparlanmağa çalıştım: Nejdet Sançar, İstanbul’daki adresinize gönderdiği “Hesaplaşma” adlı eserin elinize geçip geçmediğini sormamı istemişti. Sordum mu, sormadım mı, hatırlamıyor, mektubunuzda bundan bahsolunmadığı için, sormadım sanıyorum. Mesele hatırlama konusuna gelince, daha uzağa gidiyor, “Deli Kurt” adlı romanı size gönderip göndermediğimi de hatırlamıyorum. Üçüncü basımı yapılan bu kitaptan, sizde varsa, tekrar yollamanın yakışıksızlığını düşünüyor ve bunu da size soruyorum. Bununla beraber, sizden cevap almadan, ithafsız bir nüsha göndereceğim. Eski basım sizde varsa, bunu da uygun göreceğiniz birisine vermeniz için…
Maziyi hatırlamanın beni sardığı şu anda daha eski bir mektunuzu düşünüyorum: “Türk Ülküsü”nü Fransızcaya çevirecektiniz. Acaba ne oldu?.
Küçük oğlum Buğra ile burada pek az görüşebildim. Misafirleriyle Maltepe’deki evde kalarak, onlara İstanbul’un görülecek yerlerini gösterdi. Bir defa onlarla birlikte gündüz, iki defa da yalnız olarak geceleyin bana gelebildi. Çek kızının ancak himmetinizle İstanbul’a gelebildiğini kendisine söyledim.
Size yazılması gerekli bazı şeyleri ilerde parça parça anlatırım. Uzunca yazmağa kabiliyetim kalmadı.
Ötüken’in Mayıs sayısını aldınız mı? Orada sizin profesörlüğünüze engel olanlardan Prof. Mehmet Kaplan hakkındaki yazıyı okudunuz mu? Türkoloji profesörü olduğu halde, aruzla heceyi tefrik edemeyen bu echel, hayatınızın değişmesine sebep olanlardan biri oldu. Ne münasebetsiz dünyada yaşıyoruz, değil mi? Bektaşinin dediği gibi, bir haftada yaratılan dünya bu kadar olur.
Derin saygılarımla.
Tanrı Türkü korusun.
Atsız