Türk tarihinde şanlı, elemli, uğursuz birçok mayıs günleri vardır. Bu yazıda artık kesin olarak hükme bağlanmış bir mayısla (23 Mayıs 1040), üzerinde henüz son söz söylenmemiş başka bir mayıstan (3 Mayıs 1944) bahsedeceğim. 23 Mayıs 1040 Cuma
Birinci Cihan Savaşı sonlarında Moskof Çarlığı”nın yıkılmasıyla kurulan Azerbaycan Türk Devleti, 27 Nisan 1920”de komünist Ruslar tarafından istilâ olunarak ortadan kaldırılmış, bu sırada Moskoflar”ın her girdiği yerde âdetleri olan kırgınlar, yağmalar ve vahşetler bol bol yapılmıştı. Azerbaycan,
Türkiye’de mânâsı bir türlü anlaşılamayan iki kelime “Türkçülük” ile “Turancılık”tır. İnsanlara bir düşünceyi, bir kavramı anlatmak çok güçtür. Beyinlere yanlış olarak kazılan bir şeyi düzeltmek için başlıca çare ciddî yayınlar olabilir. Türkçü olarak Türkçülük ile Turancılık kelimelerinin
Devlet adamları siyasî konuşmaya mecburdur. Bazı şeyleri saklayıp bazılarını elastikî bir dille ifade ederler. Bundan dolayıdır ki dünya siyasîlerinin Kıbrıs hakkındaki sözlerinden açık sonuç çıkartmak imkansızdır. Fakat hür ülkelerin fertleri böyle kayıtlarla bağlı olmadıkları için biz burada
Her millette olduğu gibi bizde de birçok günler kutlanır, bayram yapılır. Bunlar arasında 30 Ağustos gibi tarihin akışını değiştiren ve milletin bütün fertlerince kutlu sayılan büyük günler olduğu gibi, 27 Mayıs gibi asil hedefini kaybeden ve milletin
“Faşist” demek bir devrin İtalyan milliyetçisi demektir. İtalyanca “facio” kelimesinden doğan bu sıfat, Musolini’nin İtalyan milliyetçi partisi mensuplarına alem olmuş, İtalyan milliyetçiliğine de “faşizm” denmişti. Milliyetçiliğin milletleri sardığı sırada hepsi ayrı ayrı adlar almış; Almanlar “Nazi” (Nasyonal
Ötüken’in eski sayılarından birinde, Sovyetler Birliğine dahil Türk Kazakistan Cumhuriyeti’nin başkenti Alma-Ata şehrine 50 kilometre uzaktaki Esik kasabası yanında bulunan bir mezardan ve bu mezardaki “Altın Elbiseli Adam”ın cesedinden bahsolunmuş tu. Almanya’da bulunan Kazak Türkleri’nden Hasan Oraltay
Bundan 29 yıl önce Ankara’da yapılan bir yürüyüş, bugün farkına varılmamış olmakla beraber, Türk tarihinin gidişi üzerine son derece tesirli olmuştur. Havadaki zehirli gazla boğulacak hale gelmiş bir insana oksijen verilmesi, aşırı humma içinde kıvranan hastaya bir
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nın Radyo’da birkaç kere okunan, gazetelere de geçen bildirisi, iki yıl önce intihar ettiği ileri sürülen “Dursun Önkuzu” adlı milliyetçi öğrencinin ölümündeki korkunç gerçeği aydınlığa çıkardı. Sıkıyönetimin aralıksız olarak yakalamayı başardığı komünistlerden birisinin itirafına göre
