Bu başlık. 3 Mayıs 1944 olayları ve bunları izleyen tutuklamalar üzerine, benim Samsun’da yayımlanan K0PUZ dergimin Haziran sayısında çıkacak yazımı, Mayıs 1944 sonundaki derginin arka kapağında haber veren bir ilândı. Kızılların ve Türkçülük, milliyetçilik düşmanlarının haksız saldırısına
Hüseyin Nihal Atsız… Bir ay önce vefatının 24.yıldönümünde andığımız, iki gün sonra, yani 12 Ocak’ta da doğumunun 95.yılında tekrar hatırlayacağımız ve anacağımız büyük Türkçü; büyük fikir, mücadele adamı; büyük edebiyatçı.. Hani derler ya, her insanın hayatını değiştiren,
En iyi toplum, herkesin kendi vazifesini kusursuz yaptığı toplum, en üstün ahlâk da vazife ahlâkıdır. Türk devletinde öğrencilerin görevi derslerin çalışarak hayata bilgili ve kültürlü insan olarak atılmaktır. Fakat son yılların sakat eğitim politikası ve türlü tesirlerle
Bir milletin yürütücü kuvvetine “ülkü” denir. Toplumlardaki kişileri birbirine bağlayan nesne, sadece kök birliği, çıkar ve ihtiyaç değil, bunlarla birlikte ve aynı zamanda ülküdür. Ülküsüz topluluk yerinde sayan, ülkülü topluluk yürüyen bir yığındır. Sözlük anlamı “and” ve
Korku ve şaşkınlık içinde yaşayan ilk insanın biricik dostu ışıktı. Çünkü onun sayesinde yiyeceğini bulabiliyor, onun yardımıyla düşmanlarından kurtuluyordu. Işıksızlık onun için korkunç bir şeydi. İnsan muhayyelesinin bulup yarattığı, nesilden nesile göçürerek günümüze kadar ulaştırdığı ne kadar
Türk dili ve tarihi üzerinde çalışan Batılı bilginlerden birçoğu Akdeniz’den Çin içlerine kadar yayılan ve kendilerine “Türk” diyen insanları, ilmi görüşle, tek bir millet saydığı gibi, bazıları da İstanbul’dan Çin içlerine kadar uzanan geniş bölgede, mesela İstanbul
Son zamanlarda iki Türk bilgini tarafından iki mühim eser neşrolundu. Memleketimizin ilmine övünç verecek kadar değerli olan bu iki eserden biri dil bilgini Besim Atalay tarafından yapılan Dîvânû Lügat it-Türk tercümesi, ötekide tarih bilgini Uzunçarşılı-Oğlu İsmail Hakkı
